Bazen bir şehrin kaderini coğrafyası çizer derler, ama o kaderi asıl değiştiren şey, o coğrafyadan yetişip dünyayı tanıyan, ununu eleyip eleğini asmak yerine doğduğu toprağa borcunu ödemek isteyen insanların sergilediği kararlılıktır.
Geçtiğimiz gün İstanbul Muşlu hemşerimiz İş insanı Ömer Faruk Akdaş’ın sahibi olduğu Wyndham Asia Airport Hotel’de tam da böyle bir iradenin, kökleri 1071 Malazgirt’e uzanan kadim bir memleket sevdasına dönüşmesine şahitlik ettik. Türkiye’nin dört bir yanına dağılmış, sanayiden eğitime, ticaretten bürokrasiye kadar kendi alanında devleşmiş Muşlu isimler tek bir gaye etrafında toplandı… 1071 MUŞSİAD.
Açıkçası gurbet ve hemşehrilik denilince çoğumuzun zihninde geleneksel tablolar canlanır, nostaljik sohbetler, memleket yemekleri ve birkaç güzel temenni... Fakat bu kez kurulan masa sadece bir buluşma adresi değil, düpedüz bir "ortak akıl, kurumsal dayanışma ve vizyon" masasıydı.
Aslında bu güçlü binanın temelleri dün atılmadı. Yıllar önce tohumları ekilen, binlerce gencimize burs vererek eğitimde fırsat eşitliği sağlayan, hemşehrilik bilincini bir okul gibi diri tutan Muş Vakfı bu yolculuğun en sağlam deniz feneri oldu. Muş Vakfı’nın açtığı o birleştirici ve kapsayıcı şemsiye olmasaydı, bugün iş dünyasının bu kadar yüksek bir nitelikle organize olması belki de mümkün olamazdı. Vakfın yıllardır omuzladığı sosyal ve kültürel miras, şimdi 1071 MUŞSİAD ile ekonomik ve sınai bir üretim gücüne dönüşüyor.
1071 MUŞSİAD Kurucu Genel Başkanı Gıyasettin Bingöl’ün şu sözü gecenin özetidir aslında… "Bizim tek bir gayemiz var, doğduğumuz, ilk nefesimizi aldığımız Muş’a nefes vermek." Bu ifade kuru bir temenni değil. Yıllar önce gurbete ilk adımı attığında inşaat iskelesinde kazma kürekle ter döken, imalathane köşelerinden geçip bugün günde 100 bin kitabı okurla buluşturan, uluslararası pazarlarda 100’den fazla ülkeye ihracat yapan dev kurumlara imza atan insanların ortak hikâyesidir bu. Yalnızca bireysel başarıyla yetinmeyip "Biz bu kompleksleri bir kenara bırakıp kolektif akılla hareket etmeliyiz" diyebilmek, Muş adına atılmış en olgun adımdır.
Salondaki protokole ve konuşmalara baktığınızda da meselenin ne kadar ciddiye alındığını anlıyordunuz. Muş Valisi Avni Çakır’ın gurbetteki potansiyeli kentin geleceğine aktarma arzusundan, Manisa Valisi Vahdettin Özkan’ın "en büyük gücümüz beşeri sermayemizdir" vurgusuna, AK Parti Muş Milletvekili Mehmet Emin Şimşek’in bölgedeki huzur ikliminin yatırımlara dönüşme heyecanından, İSO Başkanı Erdal Bahçıvan’ın "dert sahibi olmak şehri inşa etmektir" üzerine kurduğu o derin cümlelere kadar her söylem aynı gerçeği işaret ediyordu. Muş artık gurbette dağılan değil, gurbette güçlenip memleketine dönen bir akla sahip.
Üstelik bu birliktelik sadece ticaret odaklı bir yapı da değil. Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Alican’ın paylaştığı somut örnekler, bu sinerjinin kentin geleceğini nasıl şekillendireceğini gözler önüne seriyor. Türkiye’nin 3. Antik DNA Laboratuvarı’nın kurulmasından Malazgirt Savaş Alanı Arkeolojisi projelerine, bölgeye özgü koyun ırkı ve büyükbaş hayvan ıslah çalışmalarından Diş Hekimliği Fakültesi Hastanesi’ne kadar akademi zaten devasa bir altyapı hazırlamış durumda. Üniversitenin bilimsel üretimi ile Muş Vakfı’nın yetiştirdiği yetişmiş insan kaynağı ve MUŞSİAD’ın sermaye gücü birleştiğinde, Muş’un yakın gelecekte Doğu Anadolu’nun cazibe ve üretim merkezi haline gelmesi işten bile değil.
Bölgede sağlanan kalıcı huzur ortamı, gelişen ulaşım ağları ve iş insanlarının doğdukları topraklara yatırım yapma arzusu yan yana geldiğinde tarihi bir fırsat penceresi açılıyor. Muş Vakfı’nın açtığı yolda, 1071 MUŞSİAD’ın oluşturduğu bu stratejik birliktelik sayesinde Muş, sanayisiyle üreten, eğitimiyle yetiştiren, kültürüyle ilham veren çok daha güçlü bir şehir olarak gelecekte adından sıkça söz ettirecektir.
İlk nefesini Muş’ta alanlar, şimdi doğdukları topraklara taze bir nefes olmaya gidiyor. Bir şehrin evlatları köklerini unutmadıkça ve el ele verdikçe, o şehrin yarınları her zaman aydınlık olacaktır.