Bir kentin kaderi, sokaklarında koşturan çocukların okul sıralarında ne kadar kalabildiğiyle çizilir aslında. Türkiye İstatistik Kurumu’nun yayımladığı son Muhtemel Eğitim Süresi raporuna bakarken, tam da bu düşünce çeliyor zihnimi. Rakamlar soğuktur, duygusuzdur, ancak bir kentin gerçeğini anlatmaya geldiğinde vurucudur.
Verilere göre Türkiye’de ilkokul çağına adımı atan bir çocuğun eğitim sıralarında geçirmesi beklenen süre ortalama 16,8 yıl. Fakat rotayı Doğu’ya, Lale Vadisi’nin kıyısındaki Muş’a çevirdiğimizde bu süre 14,3 yıla kadar düşüyor. Yani bu topraklarda doğan bir evladımız, Ege’deki ya da Karadeniz’deki akranına kıyasla eğitim yolculuğuna neredeyse 4 yıl eksik başlıyor.
4 yıl... Dile kolay, koskoca bir üniversite ömrü. Bir gencin meslek sahibi olması, dünyayı tanıması, hayallerinin peşinden koşması için ihtiyaç duyduğu o altın zaman dilimi.
Öyle ki, Karadeniz’in Trabzon’unda ya da Ege’nin İzmir’inde bir çocuk ilkokuldan liseye, liseden üniversiteye ve lisansüstüne kadar eğitim zincirini kesintisiz sürdürürken, Muş’un köylerindeki ve kent merkezindeki evlatlarımız ortaöğretim sonrasında adeta görünmez bir duvara çarpıyor. Bayburt’taki bir çocuk ortalama 18,6 yıl eğitim imkanına erişip hayata bir adım önde başlarken, Muşlu bir gencin 14,3 yılda okul sıralarına veda etmek zorunda kalması kabul edilebilir bir eşitsizlik değildir.
Peki, bu tablo bir kader mi? Muş’un genç nüfusu, sokaklarındaki o diri enerji her fırsatta övünç kaynağımız olur. Ancak o potansiyeli nitelikli ve uzun soluklu bir eğitimle besleyemediğimiz sürece, gençliğin rüzgarı yelkenlerimizi doldurmaya yetmiyor. Kız çocuklarımızda da erkek çocuklarımızda da tablo ne yazık ki değişmiyor, Muş, listenin en alt basamaklarına hapsolmuş durumda.
İşin en acı tarafı ise bu tablonun göz göre göre gelmesi. Muş İl Milli Eğitim Müdürlüğü’nün kentin kanayan bu yarasına dair somut, dönüştürücü ve kalıcı tek bir çalışma ortaya koyamamış olması, sorunun boyutunu daha da derinleştiriyor. Okul terkinin en yoğun yaşandığı liselerimizde rehberlik ve yönlendirme mekanizmaları işlemiyor, taşımalı eğitimdeki aksaklıklar, yetersiz fiziksel imkanlar ve sosyal destek projelerinin yokluğu öğrencileri okuldan koparıyor. Türkiye’nin dört bir yanında milli eğitim müdürlükleri "Eğitimde Sıfır Terk" ve "Her Çocuğa Üniversite" vizyonuyla saha projeleri yürütürken, Muş’ta Milli Eğitim masada atalet, sahada vizyonsuzluk içinde kalması süreci adeta akışına bırakıyor.
Raporun belki de tek teselli veren noktası cinsiyet eşitliği verisi. Muş’ta Cinsiyet Eşitliği Endeksi tam olarak 1,00. Yani Muşlu anne babalar kız evladıyla erkek evladını ayırmıyor, imkanı neyse iki çocuğuna da eşit sunuyor. Ancak ne acıdır ki o imkanın kendisi, kurumların yetersizliği nedeniyle ülke standartlarının çok gerisinde kalıyor. Çocuklarımız ne yazık ki imkansızlıkta eşitleniyor.
Bizler bu topraklarda kışın sertliğine, coğrafyanın zorluğuna alışkınızdır. Ama eğitimin kısalığına, yöneticilerin duyarsızlığına ve çocuklarımızın yarıda kalan okul hayatlarına alışmamalıyız. OECD ortalamalarını aşmakla övünen bir ülke tablosunda Muş’un 14,3 yılla geride kalması ve milli eğitim kanadının bu gidişata seyirci kalması, sadece bir veri eksikliği değil, bu kente karşı büyük bir sorumluluk ihmalidir.
Çünkü Muş’ta okul kapısından erken dönen her çocuk, bu kentin yarınlarından eksilen koskoca bir gelecektir.