Bazen tek bir salona sığdırılan birkaç saatlik bir sohbet, bir şehrin kaderini değiştirecek kıvılcımlar çakar. Bugün Muş’ta, Şehit Yücel Kurtoğlu Güzel Sanatlar Lisesi’nin konferans salonunda tam da böyle bir an yaşandı. Muş Valiliği, Muş Vakfı, İl Millî Eğitim Müdürlüğü ve Muş Alparslan Üniversitesi’nin ortaklığında düzenlenen “Kıymetli Tecrübeler” programı, salonu dolduran gençlerin gözlerindeki umutla birleşince ortaya unutulmaz bir tablo çıktı.
Kürsüde iki farklı hayat, ama aynı azim hikâyesi vardı… Biri, Malazgirt’in Dolabaş köyünden çıkıp dev bir finans devinin zirvesine tırmanan Ziraat Bankası Genel Müdürü Alparslan Çakar, diğeri, henüz 6 yaşında küçük bir esnaf tezgahında başladığı üretim yolculuğunu akademinin tepe noktasına taşıyan Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Eyüp Debik.
Ancak salonda yankılananlar basit birer “başardım” öyküsü değildi, değişen dünyanın ritmini yakalama, teknolojiye ruh katma ve her ne pahasına olursa olsun hayallerin peşinden koşma rehberiydi.
Alparslan Çakar’ın kendi yaşamından paylaştığı kesitler, bu coğrafyadaki her gencin aynaya baktığında görebileceği türdendi. Sekiz çocuklu bir imam ailesinin evladı olarak köyde başlayan eğitim hayatının yatılı okul imkânlarıyla şekillendiğini anlatırken kurduğu şu cümle oldukça sarsıcıydı, “Yatılı bölge okulu olmasaydı benim okuma şansım var mıydı? Bence mümkün değildi.”
Fırsat eşitliğinin ne denli hayat değiştirebileceğini kendi yaşamıyla kanıtlayan Çakar, başarının sırrını doğuştan gelen mucizelerde değil, iradede, disiplinde ve vazgeçmemekte arıyor. İnsanların yetenek bazında sanıldığı kadar büyük uçurumlara sahip olmadığını, asıl farkı “pes etmeme hırsının” yarattığını söylerken gençlerin gözünün içine bakıyordu.
Geleceğin dünyasını okuma noktasında ise Çakar’ın gençlere sunduğu vizyon ezber bozan cinstendi. Yapay zekânın dönüştürdüğü yeni dünyada bankacılık sınavlarının bile kabuk değiştirdiğini, artık mühendislik, matematik ve yapay zekâ uzmanlıklarının ön plana çıktığını belirtirken altını çizdiği en önemli mesaj şuydu; “Kendinizi sadece Türkiye ile sınırlandırmayın. Çin’de de Amerika’da da, Mısır’da da aranan bir dünya vatandaşı olun. Ama günün sonunda kendi toprağınıza, Muş’a dönüp değer katmayı asla ihmal etmeyin.”
Sözü Prof. Dr. Eyüp Debik aldığında ise salonda adeta “alın teri” ve “sorumluluk” rüzgârları esti. Küçük yaşta atölye tozunu yutan, araştırma görevlisiyken bile yaz tatillerinde babasının yanında çalışmaya devam eden bir rektörün deneyimleri, gençliğin sabırsızca sonuç bekleme hastalığına şifalı bir dokunuş gibiydi.
“Emek verdikçe zihinsel, bedensel ve sosyal kaslarınız gelişir” diyen Debik, zorlukların insanı ezmek için değil, büyütmek için var olduğunu vurguladı. Necip Fazıl’ın “Kim var?” denildiğinde sağına soluna bakmadan “Ben varım!” diyebilen gençlik idealine atıfta bulunarak, çalışmanın, üretmenin ve sorumluluk almanın kişiyi asla eksiltmeyeceğini, aksine toplum içinde devleştireceğini ifade etti.
Prof. Dr. Debik’in teknolojik dönüşüm konusundaki insani şerhi ise konuşmanın en kıymetli vurgularından biriydi. Bir teknolojiyi insanlığa fayda sağlamak için de üretebilirsiniz, yıkım getirmek için de… Asıl mesele, millî, manevi ve ahlaki pusulayı kaybetmeden geleceği inşa edebilmektir. Günümüz insanının kaybettiği kanaat, şükür ve tevekkül kavramlarını yeniden hatırlatan Debik, hırsın esiri olmadan plan yapmanın, gayret göstermenin ve gerisini zamana bırakmanın erdemini anlattı.
Muş’ta gerçekleşen bu anlamlı buluşma, gençlerin zihnine tek bir gerçeği kazıdı, Coğrafya bir kader olabilir ama o kaderin yönünü çizmek tamamen insanın kendi elindedir.
Köy okulundan çıkan bir bankacı ile esnaf tezgahında büyüyen bir rektörün buluştuğu ortak payda netti… Pusulanız hep yüksekleri göstersin, dünyayı okuyun, teknolojiyle yarışın ama köklerinizden ve bu topraklara olan borcunuzdan asla kopmayın.