Bir şehrin kaderi, üzerine çöken gölgeler çekildikçe, toprağına düşen her damla suyla ve sokaklarında yankılanan çocuk sesleriyle yeniden yazılır. Yıllarca sert iklimi, geçit vermez dağları ve buruk hikâyeleriyle anılan Muş, AK Parti Muş Milletvekili Mehmet Emin Şimşek’in takibini sürdürdüğü projeler ve atılan somut adımlarla köklü bir dönüşümün eşiğinde duruyor.

Şahıslar, siyasi görüşler ya da parti aidiyetleri gelip geçicidir, aslolan ve kalıcı olan ise bu kadim kente kazandırılan eserlerdir. Şahsını veya siyasetini severiz ya da sevmeyiz, ancak konu Muş’a taş üstüne taş koymak, memleketin geleceğini inşa etmek olduğunda ortaya konulan hizmetleri takdir etmek ve desteklemek her Muşlunun ortak sorumluluğudur.

Çünkü söz konusu Muş’a hizmet etmek olduğunda A, B, C partisi ayrımı biter. Malazgirt’i, Korkut’u, Bulanık’ı, Varto’su, Hasköy’ü ve il merkeziyle Muş bir bütündür, taşı da toprağı da insanı da hepimizin ortak değeridir. Siyasi çekişmeleri bir kenara bırakıp memlekete fayda sağlayan her adıma sahip çıkmak, Muş’un yarınlarını çok daha güçlü kılacaktır.

Terörün gölgesinden sıyrılan, "Terörsüz Türkiye" iradesiyle kenetlenen Muş, artık yarınlarına kaygıyla değil, umutla bakıyor. Milletvekili Mehmet Emin Şimşek’in Meclis’teki o tarihi oylamanın ardından dile getirdiği "Hayatımın en güzel oyunu kullandım, kardeşlik ve birlikte yaşama arzusu adına..." sözleri, bu topraklarda huzura susamış her bir insanımızın hislerine tercüman oluyor. Çünkü biliniyor ki, hiçbir annenin gözyaşı dökmediği bir memlekette ova daha başka kokar, okul zilleri daha başka bir neşeyle çalar.

Gençlik ve Spor Bakanlığı kanalıyla şehre kazandırılan çalışmalar da bu dönüşümün en açık göstergesidir. Malazgirt’in tarihi atmosferinden Korkut’un köylerine, Bulanık’ın bereketli topraklarından Varto ve Hasköy’ün sokaklarına kadar uzanan 100’den fazla spor tesisi, gençlerimiz için büyük bir fırsattır. Dünün çamurlu arsalarında koşturan evlatlarımız, bugün modern yüzme havuzlarında ve spor salonlarında geleceğe hazırlanıyor. Siyasete değil, gençliğe yapılan bu yatırımlara sahip çıkmak hepimizin görevidir.

Ucu bucağı görünmeyen Muş Ovası ise takibi yapılan devasa sulama projeleriyle canlanıyor. Alparslan-2 Barajı’nın bereketiyle ilk etapta 20 bin hektar arazinin can suyuna kavuşacak olması, bu ovayı Türkiye’nin önemli gıda merkezlerinden biri yapmaya adaydır. Çiftçinin omzundaki en büyük yük olan enerji maliyetlerinin vatandaşa yansıtılmayacak olması ise toprağa emek veren nasırlı eller için kıymetli bir destektir. Tarlasını sularken faturayı değil, alacağı mahsulü düşünen çiftçi, üretimimizin teminatı olacaktır.

Sağlık alanında takibi yürütülen ve 2027’de kapılarını açması planlanan Eğitim ve Araştırma Hastanesi ise memleketimiz için hayati bir ihtiyacı karşılayacak. Yıllarca uzmanlık gerektiren tedaviler için çevre illerin yollarına düşen hemşehrilerimiz, artık kendi memleketinde şifa bulacak. Bu noktada gurbetteki Muşlu hekimlere ve akademisyenlere yapılan "Evine dön, memleketine şifa ol" çağrısı da memleket aidiyetini büyüten samimi bir adımdır. Yani memleketine hizmet etmek için illa siyasetçi olmak da gerekmiyor.

Muş artık kabuğunu kırıyor, üzerindeki ölü toprağını atıyor. Siyasi duruşumuz ne olursa olsun, yapılan doğru işleri desteklemek, memlekete gelen hizmete omuz vermek Muş’un geleceği için şarttır. Şimdi sıra, gurbette, akademide ve iş dünyasında bulunan tüm Muşluların siyasi önyargıları bir kenara bırakarak bu dönüşüme katkı sunmasındadır.

Çünkü huzurla yeşeren, bereketle büyüyen bu topraklarda, hep birlikte yazılacak daha pek çok başarı hikâyesi var.