İnsan hayatında öyle kırılma noktaları vardır ki, doğru zamanda duyulan tek bir cümle, karanlık bir patikada yakılan tek bir meşale gibi bütün bir kaderin yönünü değiştirebilir. Tıpkı Aziz Sancar’ın Savur’un kısıtlı imkânları arasından çıkıp Nobel’e uzanan o görkemli yolculuğunda, zihnine ekilen ilk özgüven tohumu gibi... Tıpkı coğrafyanın zorluklarıyla yüzleşen bir çocuğun, karşısındaki bir ilim insanının gözlerindeki ışıkla hayallerinin sınırını evrene kadar genişletmesi gibi...

Özellikle lise son sınıfta, bir yanda büyük umutlar, diğer yanda geleceğin yarattığı o tatlı telaşla mekik dokuyan genç bir zihin için yol gösterecek bir fenere, yaşanmış bir tecrübenin rehberliğine her şeyden çok ihtiyaç duyulur. İşte tam da bu yüzden, 19-20 Ekim tarihlerinde Muş’ta gerçekleşecek olan “Kıymetli Tecrübeler” buluşmasını sıradan bir takvim etkinliği değil, toprağına ve insanına adanmış bir memleket vizyonu olarak okumak gerekir.

İstanbul’da köklü bir gelenekle faaliyetlerini sürdüren Muş Eğitim ve Kalkındırma Vakfı’nın (Muş Vakfı) öncülüğünde hayata geçirilecek olan bu organizasyon, derin bir vefa, memleket sevdası ve sorumluluk hareketidir. Muş Vakfı Başkanı Ulvi Eroğlu’nun liderliğinde akademiden bilime, bürokrasiden iş dünyasına uzanan isimlerin Muş’a yapacağı tecrübe çıkarması, doğup büyüdüğü topraklara olan borcu “akıl, vizyon ve gönülle” ödeme gayretinin en somut tablosudur.

Düşünün ki Muşlu bir genç... Bir yanda İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal’dan Türkiye’nin teknoloji vizyonunu dinlerken, diğer yanda Ziraat Bankası Genel Müdürü Alparslan Çakar’dan finansın ve ekonominin ruhunu öğreniyor. İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan ile üretimin gücünü, Merkez Bankası yöneticileriyle küresel dengeleri konuşuyor.

Ancak bu tablonun en dokunaklı ve ilham veren boyutu, arkasındaki o sessiz kahramanlık öykülerinde saklı... Bugün Muş’un bağrından çıkıp ülkemizin en saygın makamlarında gururumuz olan Gıyasettin Bingöl ve Dr. Orhan Sami Gültekin gibi kıymetli değerlerimizi düşünün. Onların gençlik yıllarında, o çetin yollarda yürürken ellerinden tutacak, ellerine bir pusula verip yol gösterecek kimseleri yoktu belki de... Fakat onlar, pes etmeden, tırnaklarıyla kazıyarak ve her türlü engeli aşarak Türkiye’nin en güzel yerlerinde, en kritik sorumlulukların başında yer almayı başardılar.

İşte asıl büyü de burada başlıyor… Dünün rol modelsiz büyüyen o gençleri, bugün yaşadıkları tüm birikimi ve tecrübeyi Muşlu kardeşleri de aynı belirsizlikleri yaşamasın diye seferber ediyorlar. Yoğun iş tempolarından, zamanlarından ve emeklerinden feragat ederek memleketlerinin geleceğine ışık tutmaya geliyorlar. Bir zamanlar kendilerine uzanmayan o eli, bugün kendi gençlerine uzatmanın asaleti, bu buluşmayı sıradan bir seminerden çıkarıp bir gönül köprüsüne dönüştürüyor.

Gençlerimiz sadece bu başarı hikâyelerini dinlemekle kalmayacak, cesaretle mikrofona uzanıp meraklarını, kaygılarını ve hayallerini doğrudan bu isimlerle paylaşacaklar. İşte tam o an, salonda sessiz ama devasa bir zihinsel devrim gerçekleşecek. Bir gencin benliğine sinmiş olan "Acaba ben yapabilir miyim, Muş’tan çıkıp büyük başarılara imza atabilir miyim?" tereddüdü, yerini "Onlar başardıysa, ben de başarabilirim!" inancına bırakacak. Başarının bir tesadüf değil, emek, azim ve doğru rehberlikle varılan bir menzil olduğunu kavramak, bir gencin hayatına katılabilecek en büyük mirastır.

Zirveye giden yoldaki çileleri, aşılan fırtınaları ve yeniden ayağa kalkma hikâyelerini dinlemek, akranı olan şampiyon öğrencilerin heyecanına ortak olmak, Muşlu gençlerimizin ufkunu bu coğrafyanın sınırlarının çok ötesine taşıyacaktır. Sayın Eroğlu’nun da altını çizdiği gibi, memlekete hizmet etmek yalnızca taştan, betondan binalar dikmek değildir. Esas hizmet, o binaların içini dolduracak, yarını inşa edecek zihinlere ve yüreklere dokunabilmektir.

Muş’ta yakılan bu ilham meşalesi, yarının bilim insanlarını, geleceğe yön verecek mühendislerini, vizyoner liderlerini ve cesur girişimcilerini yetiştirecek bir kıvılcıma dönüşecektir. İstanbul’dan Muş’a bu gönül ve akıl köprüsünü kuran, evlatlarımızın ufkuna geniş bir pencere açan herkesin emeğine, yüreğine sağlık.

Çünkü çok iyi biliyoruz ki, tek bir genci kazanmak, bir şehrin kaderini, nihayetinde ise bir ülkenin geleceğini baştan yazmaktır.