Sinema tarihinin en ikonik yapımlarından biri olan Esaretin Bedeli (The Shawshank Redemption, 1994) filminde Andy Dufresne, dostu Red’e şöyle der: “Remember, Red, hope is a good thing, maybe the best of things, and no good thing ever dies” Yani “Unutma Red, umut iyi bir şeydir, belki de en iyi şeydir ve iyi bir şey asla ölmez.” Bu söz, bir hapishanenin taş duvarları arasında söylenmiş olsa da aslında insanın bütün hayatına seslenir cinstendir. Çünkü insan bazen demir parmaklıklar ardında değil, yaşadığı haksızlıkların, kırgınlıkların, yalnızlıkların, iftiraların, kayıpların, başarısızlıkların ve çıkışsızlıkların içinde adeta mahpus olur. Fakat mümin için karanlığın son sözü bir karanlık değildir. Zira Allah'ın rahmeti, insanın görebildiği yollarla sınırlı değildir. Bazen bütün kapılar kapanır; kulun önünde yalnızca dua kapısı kalır. İşte tam orada umut, sıradan bir iyimserlik olmaktan çıkar, Yüce Rabbine güvenmenin, hakkın er ya da geç tecelli edeceğine inanmanın ve kaderin henüz tamamlanmamış olduğunu bilmenin ismi olur.
Evet şu an içinden geçtiğimiz bu vefasız asır, insana her şeyi aynı anda gösteriyor, fakat hiçbir şeyi eskisi kadar anlamlı bırakmıyor. Dünyanın gürültüsü büyüdükçe insanın içindeki sessizlik daha da derinleşiyor. Toplumda adalet arayan adaletsizlikle, vefa arayan nankörlükle, doğruluk arayan iftirayla, samimiyet arayan menfaatle karşılaşabiliyor. Bazen emek verenin değil, sesi çok çıkanın, hakkı olanın değil, gücü olanın öne geçtiğine şahit oluyoruz. Böyle zamanlarda insanın içine “Ne anlamı var?” sorusu düşüyor. Oysa müminin hayatı yalnızca hemen sonuç almak üzerine kurulu değildir. Çünkü Allah katında hiçbir iyilik kaybolmaz, hiçbir zulüm karşılıksız kalmaz, hiçbir gözyaşı sahipsiz değildir. Kur'an'ın o büyük tesellisi insanın kalbine yeniden yerleşmelidir. “Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı ve yakınlara yardım etmeyi emreder...” (Nahl, 16/90). Hakkın gecikmesi, hakkın kaybolduğu anlamına gelmez. İnsanların görmemesi, Allah'ın görmediği anlamına hiç gelmez. Bazen kuldan istenen, sonucu görmek değil, sonuç görünmese bile doğru tarafta kalmaya devam etme azmini göstermesidir.
Belki de hayatın en büyük imtihanlarından biri de budur; İnsan, haklı olduğunu düşündüğü hâlde öfkeye teslim olmayacak, uğradığı haksızlık karşısında zulme benzemeyecek, yalnız bırakıldığında yalnızlığını Allah'la olan bağının kuvvetine çevirecek. Çünkü umut, “Her şey mutlaka benim istediğim gibi olacak” demek değildir. Asıl umut, “Her şey benim istediğim gibi olmasa da Rabbimin hikmeti dışında değildir.” diyebilmektir. Bazen beklediğin kapı açılmaz çünkü başka bir kapının açılması için kapanmıştır. Bazen kaybettiğin insan, makam, fırsat veya itibar seni kendinden ve Rabbinden uzaklaştıran bir yükmüş, bunu yıllar sonra anlarsın. Bazen bugün yaşadığın kırılmanın, yarın seni daha sahici bir kulluğa taşıdığını görürsün. Bu yüzden Allah yolunda umutlu olmak, dünyadan hiçbir beklentisi olmamak değil bilakis dünyadaki bütün beklentilerin üzerine Allah'ın rızasını koyabilmektir. Kul bilir ki insan hüküm verebilir, insanlar konuşabilir, zaman bazı şeyleri örtebilir, fakat nihai hüküm sahibi yalnızca Allah'tır.
Öyleyse ey gariban insan, bütün hesapların bozulsa da umudunu asla yitiren olma. Birileri seni yanlış anlasa da Allah'ın seni bildiğini unutma. Hakkın geciktiğini düşündüğünde hakkın sahibinin Allah olduğunu her dem hatırla. Bugün karanlık olabilir fakat gecenin uzunluğu sabahın gelmeyeceğinin delili değildir. "Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 39/53) ayetini yalnızca bir teselli cümlesi olarak değil, hayatının istikameti olarak taşı. Çünkü mümin, dünyayı kazanacağına değil, Rabbini kaybetmemesi gerektiğine odaklanır. Sonunda bütün makamlar, unvanlar, servetler, alkışlar ve insanlardan beklenen takdirler geride kalacaktır. Geriye yalnızca Allah'ın huzuruna götürdüğün niyet, sabır, amel ve kalbin kalacaktır. İşte bu yüzden umut iyi bir şeydir, fakat müminin umudu, yalnızca yarına değil, yarınların da sahibi olan Yüce Allah'adır. İnsanların terazisi şaşabilir, dünyanın terazisi bozulabilir, fakat Allah'ın terazisi asla şaşmaz. O hâlde yaşa, sabret, iyilikte ısrar et ve hakkın tecellisini bekle çünkü bazen insanın üzerine düşen, zaferi görmek değil, zafer gelinceye kadar hak üzere yürümektir.