Bir zamanlar insanın kaybetmekten korktuğu şey parasından önce ailesi veya sevdikleriydi. Şimdi ise birkaç dakika içinde kazanılabilecek büyük paranın hayali, birçok insanı elindekini de kaybetme noktasına sürüklüyor.


Kumar, bahis ve benzeri alışkanlıklar yalnızca para kaybettirmiyor. Duyguları, hisleri, zamanı, huzuru, aile bağlarını, sağlığı ve insanın kendisine olan güvenini, saygısını da tüketiyor. Kaybedilen para bir şekilde yerine konulabilir belki ama kaybedilen yılları, bozulan yuvaları ve kırılan güveni geri getirmek o kadar kolay değil.


Üstelik bunun arkasında yalnızca bireysel zaafları veya nefsinin karşı konulmaz arzularını aramak da eksik bir değerlendirme olur. Düşük maaşlar, çalışma saatlerinin fazlalığı, artan hayat pahalılığı, gelecek kaygısı ve çürümüşlüğün toplumda giderek büyüyen “daha fazlasına sahip olmalıyım” dayatması insanları kolay para arayışına yöneltiyor.

Sosyal medyada gösterilen lüks hayatlar, kapitalizmin ucu bucağı olmayan teklifleri de bu ateşe odun taşıyor.


Çalışarak yıllarca kazanılamayacak paranın birkaç saat içinde kazanılabileceği algısı ve düşüncesi, dini ve manevi değerlerden de iyice uzaklaşınca insan aklını kolayca esir alabiliyor. Nitekim geçmişte o rüzgara kapılanlardan biri olarak geçte olsa tehlikenin farkına varmış, maddi olarak kaybedip maneviyatımı Allah'ın yardımı ile son anlarda kurtarmış bulunmuştum. Tüm bunları yazarken bu duyguların ne olduğunu en iyi bilenlerden birisi olarak tavsiyelerde bulunuyorum...

Dinimiz açısından da kumar ve faiz açık biçimde yasaklanmış, insanı maddi ve manevi zarara sürükleyen davranışlar olarak değerlendirilmiştir hem.


Mesele yalnızca “para kazanmak” değildir. Kazancın nasıl elde edildiği, insanın kalbine ve hayatına ne getirdiği de önemlidir.


Kumar öylesine lanet bir alışkanlık ve bağımlılıktır ki, beraberinde neleri kaybettiğini bile anlamaz insan. Önce zevk duyar oynayanlar, sonra kaybetmeye başladıkça hırslanır, gurur meselesi yapar. En dibi gördüğünde ise olmayacak insanlardan para temin edip değerini ve aile değerlerini ayaklar altına almaya kadar götürür insanı. Son olarak ise "Son bir defa kazanayım bir daha oynamayacağıma yemin ederim" denir fakat o son bir türlü gelmez.
Allah ise huzurunda istemediği kötü kalpli, çirkin karakterli sapkın insanları sırf dünyada mutlu kılmak adına her anlamda haram rızıka boğar!


Bir türlü kazanamıyorsanız belki de onun sevgili kulusunuzdur, meseleye birde o açıdan bakın lütfen.

“Nasip olmayan her şeyden mahrum değil de muhafaza edildiğine iman edince kalbinize olan eziyetiniz de bitiyor.”

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şeylerden biri bu anlayıştır. Her şeyi hemen elde etmek zorunda olmadığımızı, başkasının sahip olduğuna sahip olamamanın bir eksiklik olmadığını ve nasibin peşinden koşarken hayatımızı kaybetmememiz gerektiğini yeniden hatırlamak.

Fakat burada sistemi de sorgulamak gerekiyor.
İnsanlara bir taraftan “kumar zararlıdır” denilirken, diğer taraftan bahis ve şans oyunlarının çeşitli biçimlerinin yasal bir ekonomik alan olarak varlığını sürdürmesi nüfusunun yüzde 90'ından fazlası müslüman olan bir ülkede pekte hoş karşılanacak bir konu değildir. Bu durum toplum açısından ciddi bir çelişki tartışması doğuruyor. Devletin yalnızca denetleyen değil, bağımlılığı önleyen ve özellikle gençleri koruyan daha güçlü bir sorumluluk üstlenmesi gerekiyor.


Daha sıkı kurallar, yasaklar, reklam ve özendirme konusunda daha güçlü sınırlamalar, bağımlılık riski taşıyan kişilerin kendilerini sistemlerden uzaklaştırabilmesini sağlayan mekanizmalar ve elde edilen gelirlerin bağımlılıkla mücadeleye daha fazla aktarılması bu mücadelenin parçaları olabilir. Ya da yasal veya yasal olmayan tüm bu saçmalıkları ortadan kaldırmakta düşünülebilir öyle değil mi?


Çünkü mesele yalnızca kumarbazı suçlamak değildir. İnsanı o masaya, o kupona veya o ekrana götüren yolu da görmek gerekir.


Sonuçta kolay para diye başlayan hikâye, çoğu zaman zor bir hayat hikâyesine dönüşebiliyor.
Kazanmak için oynanan para, bazen kaybedilen bir aileye; bir evliliğe; bir itibara ve geleceğe dönüşüyor.


Ve belki de en büyük kazanç, hiç oynamayıp elindekinin kıymetini bilmektir.

Zararın neresinden dönülürse kardır diyen atalarımıza da kulak vermek gerekiyor belki de...