Eskiden nikah masasında “İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta” diye söz verilirdi. Şimdilerde sanki o yemine küçük bir ekleme yapıldı: “Bir de canım sıkılırsa, özgürlüğüm kısıtlanır da gezip tozamazsam, çocuk büyütüp gençliğimi yaşayamazsam, ya dört duvar arasında hapis hayatı yaşarsam, tüm bunlarla birlikte dallanırsam boşanacağıma!..”
Elbette her boşanma kararını aynı kefeye koymak haksızlık olur. Şiddetin, hakaretin ve aldatmanın olduğu bir evliliği sürdürmekte marifet değildir nitekim. Ancak asıl mesele şu: Evlilikler neden bu kadar kolay yıpranıyor, yuvalar neden en küçük fırtınada dağılıyor? Geçmişte insanlar çoğunlukla görücü usulü evlenir, tanımadıkları ve daha önce birbirleri hakkında en ufak bilgi sahibi olmadıkları kişilerle yuva kurar buna bağlı problemler yaşarlardı. Şimdi bu oran oldukça düştü. Çoğu insan birbirini tanıyarak, huyunu suyunu bilerek kendi öz iradeleri ile evleniyorlar. O halde sorun ne tam olarak?
Eskiden de dert vardı, hem de ne dertler!
Annelerimiz, ninelerimiz nice maddi sıkıntıya, ağır sorumluluklara, hatta kimi zaman şiddete rağmen yuvalarını sürdürdü. Ama buradan geçmişte bütün evliliklerin mutlu olduğu sonucunu çıkarmayalım. Kimi sevgisinden, kimi çocukları için, kimi de ekonomik bağımlılık ve toplum ve aile baskısı nedeniyle ayrılamıyordu. Yani bazen yuvalar sevgiden, bazen çaresizlikten ayakta kalıyordu.
Bugün ise şartlar değişti. Kadınların eğitim ve iş hayatında daha fazla yer alması, ekonomik özgürlük kazanması elbette önemli bir gelişme. Hiç kimse sırf geçinemediği için kötü bir evliliğe mecbur kalmamalı. Ancak bazı ilişkilerde sorunları çözmek yerine ayrılmak daha kolay bir seçenek haline de gelebiliyor. Üstelik mesele yalnızca kadınlar değil; sorumluluk almaktan kaçan, evliliği ortak bir hayat değil de kişisel konfor alanı olarak gören erkekler de var.
Peki, bugün ne değişti?
Ekonomik sıkıntılar artık evlerin içine kadar girdi. Kira, faturalar, mutfak masrafı derken geçim derdi büyüyor, tahammül azalıyor. Bir de sosyal medya ve Tv lerde yayınlanan diziler vb algı aparatları var! Başkalarının sözüm ona güzel hayatlarını izleyenler, kendi evindeki sıradanlığı mutsuzluk sanabiliyor. Oysa ekrandaki mutluluk başka, kapalı kapılar ardındaki hayat başkadır.
Bir taraf ilgi bekliyor, diğeri anlaşılmadığını düşünüyor. Konuşmak yerine susuyor, anlaşmak yerine haklı çıkmaya çalışıyoruz. Kimi de evliliğin getirdiği sorumluluklardan, ortak karar almaktan ve kişisel alanını paylaşmaktan sıkılıyor.
Bir de işin kültürel boyutu var. Muş gibi aile bağlarının güçlü olduğu şehirlerde evlilik, çoğu zaman iki kişinin değil, iki ailenin de meselesi hâline gelebiliyor. Büyüklerin sözü, akrabaların yorumu, komşunun kanaati derken bazen eşlerin kendi sesini duyması bile zorlaşıyor. Kimi zaman bir aile büyüğünün nasihati yuvayı kurtarırken, kimi zaman da gereğinden fazla müdahale sorunları içinden çıkılmaz hale getirebiliyor. Üstelik “El âlem ne der?” diye sürdürülen her evlilik huzurlu, bitirilen her evlilik de hatalı değildir.
Muş'ta da elbette her ailenin hikâyesi farklı. Kimi geçim derdinin altında eziliyor, kimi kıskançlık ve güvensizlikle boğuşuyor, kimi de eşler arasındaki sorunlara ailelerin müdahil olmasından yoruluyor. Eskiden sorunlar daha çok örtbas edilirken bugün insanlar yaşadıklarını dile getirmekte ve kendi kararlarını vermekte daha cesur davranabiliyor. Belki de asıl mesele, eski alışkanlıklarla yeni beklentiler arasında sıkışıp kalmamız. Bir yanda gelenekler, diğer yanda özgürlük arayışı… İkisinin arasında kalan evlilikler ise anlayıştan çok inatla yürütülmeye çalışıldığında yıpranıyor.
Peki, bizim kültürümüzde evlilik neydi?
Türk kültüründe aile; dayanışma, fedakârlık ve zor zamanda birbirine omuz vermek demekti. İslam kültüründe de evlilik sevgi, merhamet ve huzur üzerine kuruludur. Ancak sabır tavsiyesi, zulme katlanmak zorunda olmak anlamına gelmez. Aileyi korumak kadar, aile bireylerinin onurunu ve güvenliğini korumak da önemlidir.
Boşanmanın sonuçları da yalnızca iki insanın yollarını ayırmasıyla sınırlı kalmıyor. Çocuklar, ekonomik düzen ve toplumun psikolojik baskısı, dul kadınlara ve erkeklerin maruz kalacağı zorbalıklar, dedikodular, iftiralar ve türlü yakıştırmalar bu süreci içinden çıkılmaz bir boşluğa sürükleyebiliyor. Fakat sürekli kavganın yaşandığı bir evliliğin sürmesi veya zorlada olsa devam ettirmesi çocuklara çok büyük zararlar verebiliyor. Yani her halükarda etkilenen çocuklar oluyor. Çocuğun anne veya babadan mahrum kalması, ayrı büyümesi, hayata karşı duyduğu güvenin azalması, yalnızlık hissi, anne veya baba sevgisinden yoksun büyümesi, akranlarının zorbalaması, yaşadığı ve yaşatılacak travmalar, ileride verebileceği kararların bu süreçten etkileneceği gerçeği ve daha onlarca sorun...
Değer mi tüm bunları yaşatmaya?
Düşüncesizliğinizin veya yanlışlarınızın kurbanı olacaklar.
En ince detayına kadar iyi düşünmeli, doğru hareket etmelisiniz.
Evliliği sıradanlaştırıyorsunuz tamamda,
Özentisi duyulan renkli hayatlar, özgürlük nidaları, içki kültürü, sanal özentiler, kötü alışkanlıkların cazibesi insanı sonucu belli olan bir dipsiz kuyuya doğru itelemekte. ( anlayana!)
Asıl mesele boşananları suçlamak değil, önlenebilir sorunları görmektir. Çünkü nikâh kıymak birkaç dakika, yuva kurmak yıllar, o yuvayı huzurla yaşatmak ise her gün emek ister.
İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta diye verilen söz, ne pahasına olursa olsun kutsal bir sözdür. Ama ilk anlaşmazlıkta kapıyı göstermek, her tartışmada ayrılığı tehdit unsuru yapmakta evlilik denen ortaklığın ruhuna pek yakışmaz.
Belki Her evlilik kurtarılmaya değmez ama kurtarılabilecek her evlilik de bir anlık öfkeye, gurur yarışına ve birkaç kırıcı söze kurban edilmemelidir.
Peki nikah memurunun sorusunu şöyle düzeltmesi daha iyi olmaz mı artık?
“İyi günde, kötü günde, hastalıkta ve sağlıkta birbirinize destek olmayı kabul ediyor musunuz?”
Hayat pahalılığı, geçim derdi, siyasi hatalar ve ihmalkarlıklar, çalışma hayatının zorlukları ve saatleri, sosyal hayatın kısıtlılığı, kaygı, geleceğe olan umudun azalması, kapitalist sistemin aile kurumlarını temelden sarsan algı operasyonları, dini ve kültürel değerlere olan uzaklık, manevi boşluk, kötü alışkanlıklara duyulan sempati, kolay yoldan zengin olma hayali, gençliğini çocuk büyüterek heba etmeme isteği vs vs vs
Örnek evlilikler ortaya koymak ve hayatı iyisiyle kötüsüyle bir aile çatısı altında devam ettirmek sizce de daha sağlıklı olmaz mı?
Evlenip sudan sebeplerle boşanan insanlara toplum olarak yeterli baskıyı ce tepkiyi vermediğimizi düşünüyorum. Evliliği sıradanlaştıran ve değersizleştirenlere karşı en üst perdeden bir duruş ortaya koymamız gerekiyor kanımca...