Muşspor artık eski Muşspor değil.
Üst üste gelen başarılı sonuçlarla birlikte Muşspor’un adı Muş’un sınırlarını çoktan aştı. Türkiye’nin farklı şehirlerinden insanlar Muşspor’u takip ediyor, maçlarını izliyor, Muş’a geliyor. Çevre illerden futbolseverler, Muş’ta görev yapan misafirler, üniversite öğrencileri ve daha önce belki de Muşspor’un bir maçını dahi izlememiş yüzlerce insan artık tribünlerde yerini alıyor.
İşte tam da bu noktada bazı ayrıntılar, ayrıntı olmaktan çıkıyor.
Muşspor’un iletişim dili, tribün kültürü ve stat atmosferi artık çok daha fazla önem taşıyor.
Çünkü Muşspor, bugün yalnızca sahada mücadele eden 11 futbolcudan ibaret değil. Muş’un en önemli markalarından biri. Belki de şehrin en güçlü tanıtım araçlarından biri.
Ve bir markanın sesi de en az görüntüsü kadar önemlidir.
TRİBÜNDE MÜZİK Mİ, GÜRÜLTÜ MÜ?
Öncelikle maçlarda kullanılan müziklere değinmek gerekiyor.
Türkçe veya Kürtçe olması üzerinden bir tartışma yürütmek gibi bir niyetim kesinlikle yok. Meselemiz dil değil, seçim ve kalite.
Bazı maçlarda çalınan ve tabiri caizse kulak tırmalayan parçalar, Muşspor’un büyüyen kimliğiyle hiç örtüşmüyor.
Stadyum dediğimiz yerin kendine has bir ruhu vardır. Orada çalınan her müzik, yapılan her anons, tribünde söylenen her tezahürat o atmosferin bir parçasıdır.
Muşspor artık Türkiye’nin dört bir yanından insanın dikkatini çeken bir takımken, tribünde rastgele ne olduğu belli belirsiz şarkılar çalmak yerine Muşspor’un kimliğini güçlendiren bir repertuar oluşturmak gerekiyor.
Bazen bir şarkı, bir şehir hakkında uzun uzun anlatacağınız onca şeyden daha fazlasını anlatabilir.
TRİBÜNÜN DE ANTRENMANI OLUR
Bir başka mesele de taraftar grupları.
Muşspor taraftarı elbette takımını seviyor. Bundan kimsenin şüphesi yok.
Ama sevgi yalnızca maça gelmekle tamamlanmıyor.
Tribünün de hazırlanması gerekiyor.
Sürekli aynı birkaç tezahüratın tekrarlandığı, grupların zaman zaman birbirinden koptuğu, tribünün ortak bir ses oluşturamadığı atmosferde rakip takımın üzerinde ciddi bir baskı kurmak kolay değil.
Futbolda tribün, oyunun dışında değildir.
İyi hazırlanmış bir tribün rakibin moralini bozabilir, kendi futbolcusunun enerjisini yükseltebilir ve maçın atmosferini değiştirebilir.
Dolayısıyla taraftar gruplarının maç öncesinde organize olması, ortak tezahüratlar belirlemesi, gruplar arasındaki iletişimin güçlendirilmesi ve tribünün 90 dakika boyunca aynı hedefe kilitlenmesi gerekiyor.
Kısacası;
Futbolcular nasıl maça hazırlanıyorsa, tribün de hazırlanmalı.
Çünkü 90 dakika boyunca sahada 11 kişi mücadele ederken tribünde de yüzlerce kişi aynı mücadeleyi vermeli.
MUŞSPOR, MUŞ’UN REKLAM PANOSUDUR
Bugün Muşspor’a gelen insanların profili de değişti.
Çevre illerden gelen futbolseverler var. Muş’ta görev yapan öğretmenler, doktorlar, memurlar var. Üniversite öğrencileri var. Şehre farklı nedenlerle gelen insanlar var.
Yani tribün artık yalnızca Muşluların bulunduğu bir alan değil.
Bu nedenle maç günü stadyumda oluşturulan atmosfer, aslında Muş’un misafirlerine verdiği ilk mesajlardan biri.
Muşspor’un sahadaki başarısı kadar tribündeki görüntüsü de şehrin tanıtımına katkı sağlıyor.
Bir futbol takımı bazen şehrin en iyi reklamıdır.
Bizim de elimizde böyle güçlü bir marka varken onu yalnızca 90 dakikalık bir futbol müsabakası olarak görmememiz gerekiyor.
SULTAN ALPARSLAN VE MALAZGİRT
Muş’un çok önemli bir avantajı var.
Her şehre nasip olmayacak bir tarih.
Sultan Alparslan ve Malazgirt.
Bin yıllık bir hikâyenin izlerini taşıyan bir şehirden bahsediyoruz.
Peki biz bu değeri tribüne ne kadar taşıyabiliyoruz?
Örneğin takım sahaya çıkmadan önce veya maç sonrasında kullanılacak güçlü bir Mehter Marşı, tribünün atmosferini bambaşka bir noktaya taşıyabilir.
Bu yalnızca nostaljik bir tercih olmaz.
Takıma ve tribüne heyecan verir. Maç öncesi konsantrasyonu artırır. Rakip takımın sahaya çıktığı andan itibaren Muş’un tarihsel ağırlığını hissetmesini sağlar.
Üstelik Muş’un ruhuna da son derece yakışır.
Bunun yanında devre aralarında Türkiye’de ve dünyada futbol kültürüyle özdeşleşmiş, popüler ve enerjisi yüksek müziklerin kullanılması da stadyum atmosferini güçlendirebilir.
Muşspor’un artık yerel ile evrensel arasında bir köprü kuran bir maç günü organizasyonuna ihtiyacı var.
BİR DE ŞU “KOMŞU ŞEHİR SEVGİSİ” MESELESİ VAR
Gelelim biraz daha hassas bir konuya.
Muş’un komşu şehirlerin takımlarına gösterdiği ilgi ve sempati elbette kötü bir şey değil.
Elazığ bizim komşumuzdur.
Mardin komşumuzdur.
Van komşumuzdur.
Diyarbakır komşumuzdur.
Amedspor da bu coğrafyanın futbol takımlarından biridir.
Ama artık şu konuda biraz kendimize gelmemiz gerekiyor:
Bizim de bir takımımız var.
Hem de bugün ciddi hedefleri olan, Türkiye’nin dikkatini çekmeye başlayan bir takım.
Stadyumda zaman zaman kendi takımımızdan çok başta Amedspor olmak üzere başka takımlara gösterilen ilginin öne çıkması, artık sempati sınırını aşarak garip bir alışkanlığa dönüşmeye başladı. Bu yerine göre eziklik ve kompleksin emareleridir. Gerek yok!
Bunun kimseye bir faydası da yok.
Üstelik Muş’un kendi değerlerini ikinci plana atmasının da hiçbir mantıklı açıklaması bulunmuyor.
Biz bir futbol şehriyiz.
Kendi takımımız var.
Kendi renklerimiz var.
Kendi tarihimiz ve kendi kültürel değerlerimiz var.
Kendi hikâyelerimiz var.
Komşularımızla elbette dost olabiliriz. Onların başarılarını da gıpta ederek takip edebiliriz.
Ama tribüne girdiğimiz anda önceliğimiz belli olmalı:
Muşspor.
Çünkü başkasının formasını savunurken kendi formamızı unutmamızın bize kazandıracağı hiçbir şey yok.
Futbolu siyasete çekmeye çalışanların dışında, bu gereksiz yakınlığın zaten kimseye bir anlam ifade ettiğini de düşünmüyorum.
Biraz özgüven.
Biraz şehir aidiyeti.
Biraz da kendi değerlerimize sahip çıkma zamanı.
VE O STADYUM...
Gelelim bir başka kronik meseleye.
Muşspor yine şampiyonluk mücadelesi verecek.
Ama bu mücadeleyi ülkenin en kötü mimariye sahip statlarından birinde verecek.
Bunu söylemek belki hoş değil ama gerçek.
Bu stat Muşspor’a yakışmıyor.
Bugün Türkiye’nin dikkatini çeken, şampiyonluk hedefleyen bir kulübün oynadığı stadyumun da bu vizyona uygun olması gerekiyor.
Temennimiz, mevcut stadın ilerleyen süreçte amatör branşlara tahsis edilmesi ve Muş’a, Muşspor’a ve bu şehrin büyüyen futbol kültürüne yakışacak modern bir stadyum projesinin hayata geçirilmesi.
Umarım bu mesele yıllarca konuşulup duran bir “hayal” olarak kalmaz.
Çünkü Muşspor büyüyorsa, evinin de büyümesi gerekiyor.
SON SÖZ...
Muşspor bugünlere kolay gelmedi.
Bu nedenle kulübün tarihinin en başarılı dönemlerinden birine imza atan başkanımıza, yöneticilerimize, teknik ekibimize ve futbolcularımıza yeni sezonda başarılar diliyorum.
Onların sahadaki emeğine, tribünün de aynı kararlılıkla karşılık vermesi gerekiyor.
Bu vesileyle tüm taraftar gruplarına ve bu yıl temelleri atılan Muş Kaleliler taraftar grubuna da başarılı, coşkulu ve güzel bir sezon diliyorum.
Artık Muşspor’un yalnızca iyi futbol oynayan bir takım olması yetmez.
İyi bir tribünü, güçlü bir iletişimi, kendine özgü bir atmosferi ve şehrin ruhunu yansıtan bir kimliği de olmalı.
Çünkü Muşspor büyüyor.
Ve büyüyen bir takımın sesi de büyük olmalı.
Yaşa MUŞSPOR!
Var ol Muşspor!