Muş’un kadim coğrafyasında bazı köyler vardır ki, haritada bir nokta olmaktan çok daha fazlasıdır; onlar bir hafıza, bir dua, bir medeniyet tortusudur. Bulanık'ın kadim ve tarihi köyü Mollakent de işte bu sessiz ama derin hafızanın en güçlü duraklarından biridir. İnanç, mimari, kültür, vakıf ve medrese geleneğinin asırlar boyunca iç içe geçtiği bu köy, yalnızca Muş’un değil, Anadolu’nun irfan haritasında da müstesna bir yere sahiptir. Mollakent’i anlamak, taşla örülmüş duvarların ardında saklı olan ilmi, takvayı ve sürekliliği fark etmekle mümkündür.

Mollakent’in tarihi, sözlü kültürle yazılı geleneğin iç içe geçtiği bir zaman derinliğine uzanır. Rivayetlerle, vakıf kayıtlarıyla, mezar taşlarıyla ve halkın hafızasında yaşayan anlatılarla şekillenen bu tarih; köyün Malazgirt Zaferi sonrasında 1200'lerden başlayan ve yüzyıllar boyunca bir ilim ve irfan merkezi olarak varlık gösterdiğini ortaya koyan ya,ılı ve görsel eserler Muş tarihi için müstesna bir yere sahiptir. Özellikle vakıf ve medrese geleneği burada yalnızca bir eğitim faaliyeti değil, aynı zamanda bir hayat nizamı, bir ahlak terbiyesi ve toplumsal düzen kurma biçimi olmuştur. Mollakent, ilmin yalnızca kitapta değil, gündelik hayatta da yaşandığı zengin bir mekân olarak öne çıkar.

Köyün mimarisi, bu irfani derinliğin taşlaşmış hâlidir. Cami, medrese binası, divan köşkü, Seyda/müderris evi, kuleteyn, eski evler ve asri mezarlık; hepsi bir bütünün parçaları gibidir. Gösterişten uzak, ama vakur ve anlam yüklü bu yapılar, Anadolu İslam mimarisinin yerel imkânlarla nasıl derinlik kazandığını gözler önüne serer. Taşın dili burada sert değil, sükûnetlidir; insanı hayrete değil, tefekküre çağırır. Mollakent mimarisi, “az ile çok söyleme” geleneğinin mekâna yansımış hâlidir.

Medrese eğitimi geleneği ise Mollakent’i sıradan bir köy olmaktan çıkaran en temel unsurdur. Burada yüzlerce yıl yetişen âlimler, yalnızca fıkıh, divan ve tefsir bilen kişiler değil; aynı zamanda toplumu irşad eden, ihtilafları çözen, ahlaki ölçüyü diri tutan rehberler olmuştur. Mollakent Medresesi, bir bina olmaktan öte; hocayla talebe arasında kurulan irfan bağının adıdır. Mollakent’te ilim, diploma için değil, hakikat için talep edilmiştir.

Bu geleneğin en dikkat çekici yönlerinden biri de sürekliliğidir. Zamanın sert rüzgârları, modernleşmenin sarsıcı etkileri ve kültürel kopuşlara rağmen Mollakent’te ilme ve inanca dair izler tamamen silinmemiştir. Belki zayıflamış, belki sessizleşmiştir; ama hâlâ ayaktadır. Bu durum, köyün yalnızca geçmişe ait bir hatıra değil, bugüne ve yarına da hitap eden canlı bir miras merkezi olduğunu gösterir.

İnanç turizmi açısından Mollakent, keşfedilmeyi bekleyen bir cevher gibidir. Ancak bu keşif, yüzeysel bir merakla değil; saygılı, bilinçli ve koruyucu bir anlayışla yapılmalıdır. Ziyaretçi, buraya bir “gezi noktası”na gelir gibi değil; bir medeniyet durağına adım atar gibi gelmelidir. Mollakent’in ruhu, hızlı tüketilen turistik anlatılara değil, derinlikli ve nitelikli tanıtımlara muhtaçtır.

Yeni kuşaklar için Mollakent’in anlatılması ise ayrı bir önem taşır. Bugünün gençleri, çoğu zaman tarih ile bağını soyut bilgiler üzerinden kurmaktadır. Oysa Mollakent gibi yerler, tarihi somutlaştırır; dokunulabilir, gezilebilir ve hissedilebilir kılar. Bir mezar taşındaki yazı, bir medrese duvarındaki aşınma, bir caminin sessizliği; genç zihne sayfalar dolusu metinden daha fazla şey söyleyebilir. Bu yüzden Mollakent, eğitim ve kültür politikalarının da dikkatle ele alması gereken bir mirastır.

Mollakent’i korumak, yalnızca birkaç yapıyı ayakta tutmak değildir; bir zihniyeti, bir ahlakı ve bir dünya tasavvurunu muhafaza etmektir. Bu köy, bize ilmin kibirle değil tevazuyla, mimarinin gösterişle değil hikmetle, inancın ise gürültüyle değil sükûnetle yaşandığını hatırlatır. Modern zamanların hız ve tüketim çağında Mollakent, yavaşlamayı ve derinleşmeyi öğreten bir duraktır.

Sonuç olarak Mollakent, Muş’un sessiz ama güçlü cümlesidir. Onu duymak isteyen için fısıldar, anlamak isteyen için kapı aralar. Bu köyün inanç, mimari ve medrese geleneği; geçmişin nostaljisi değil, geleceğin inşa edilebilecek imkânıdır. Yeter ki Mollakent’e bakarken yalnız gözümüzü değil, kalbimizi ve hafızamızı da açık tutabilelim.