Muş Ticaret ve Sanayi Odası’nda (MUŞ TSO) yaklaşan organ seçimleri öncesinde kamuoyuna yansıyan son açıklamalar, iş dünyasında heyecan kadar derin bir muhasebeyi de beraberinde getirdi. Şeffaflık, adalet ve eşitlik gibi ilkelere sığınarak kurulan söylemler ilk bakışta yapıcı görünebilir. Ancak sandık ufukta görünmüşken, sekiz yıldır görevde olan bir yönetimin hizmet ve vizyonla değil de mağduriyet söylemleriyle sahneye çıkması, üzerinde durulması gereken büyük bir çelişkiyi gözler önüne seriyor.
Sivil toplum kuruluşlarında uzun yıllar sorumluluk üstlenen yönetimler, doğası gereği seçim yarışına her zaman avantajlı başlar. Sekiz yıllık bir görev süresi, kentin ekonomisine katılan değerle, tüccara sağlanan imkânlarla ve hepsinden önemlisi kurumsal şeffaflıkla konuşmalıdır. Ancak gelin görün ki, bugün şeffaflık çağrısı yapan mevcut yönetimin kendi sekiz yıllık icraat karnesi incelendiğinde durum oldukça düşündürücüdür.
Odaya alınan hizmetlerin ne kadar şeffaf yürütüldüğü, mal ve hizmet alımlarında hangi kriterlerin esas alındığı kamuoyunda büyük bir soru işaretidir. Yıllardır Odanın belirli ve dar bir firma çevresiyle iş yaptığı, faturaların hep aynı adreslere kesildiği ve üyeler arasında açık bir ayrımcılık güdüldüğü iddiaları ortadayken, bugün çıkıp "şeffaflık ve adalet" dersi vermeye çalışmak ne kadar inandırıcıdır? Kendi yönetiminde üyeleri arasında eşitliği sağlayamayan, Odanın kaynaklarını ve hizmet alımlarını belirli gruplara tahsis eden bir anlayışın, seçime günler kala adalet havariliğine soyunması samimiyet sınavından geçemez.
Seçim tarihindeki takvim değişiklikleri veya seçmen listelerine dair haklı soru işaretlerinin bulunması son derece doğaldır. Ancak bu talebin adresi kamuoyu önünde ajitasyon yapmak, devleti ve resmi mercileri hedef göstermek olmamalıdır. Kendi görev süresince faturayı belirli adreslere kesip, odaya mal ve hizmet alımlarında şeffaflığı teğet geçen bir yönetimin, sorunları idari kanallardan çözmek yerine kamuoyunda bir "mağduriyet hikâyesi" inşa etmeye çalışması, kurumsal diyalog zeminini zayıflatmaktadır.
Bu yaklaşım, aslında Muş iş dünyasının bir süredir dile getirdiği somut icraat ve vizyon eksikliği eleştirilerinin ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Üyelerin beklentilerine projelerle ve adil bir yönetim anlayışıyla yanıt verilemeyince, sürecin bir algı mücadelesine dönüştürülmesi kentin ekonomik dinamiklerine fayda sağlamamaktadır.
Muş tüccarı ve sanayicisi artık polemikler, ayrımcı uygulamalar veya mağduriyet söylemleri değil, üretime, istihdama ve ticarete katkı sunacak tarafsız ve net projeler duymak istiyor. Seçimlerde son sözü şüphesiz MUŞ TSO üyelerinin özgür iradesi ve sandık söyleyecektir. Ancak o sandıktan çıkacak kararı belirleyecek asıl unsur, son dakika sitemleri değil, sekiz yıla sığdırılan ya da sığdırılamayan icraatların ve sergilenen yönetim anlayışının ta kendisi olacaktır.