BİR MESLEK ONURU MÜCADELESİ
Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Bir yanıyla mesleğe ömrünü adamış, hakikat uğruna her türlü bedeli ödemiş kalemlerin hatırlanma günü… Diğer yanıyla ise mesleğin içine düştüğü derin erozyonu sorgulama vakti. Bugün, sadece süslü cümlelerle birbirimizi tebrik etmek yerine, aynayı kendimize tutup mesleğin haysiyetini kimlerin ayaklar altına aldığını konuşma günüdür.
Teknolojinin hayatımızın her zerresine sızmasıyla birlikte büyük bir yanılgı peydah oldu. Elinde akıllı telefon olan, bir sosyal medya hesabı açıp binlerce takipçiye ulaşan herkes kendini "gazeteci" ilan etmeye başladı. Şunu açık ve net bir dille tarihe not düşelim. Sosyal medyacılık bir popülerlik arayışıdır, Gazetecilik ise bir kamu hizmetidir.
Gazeteci, bilgiyi kaynağından teyit eden, haberin toplumsal sonuçlarını hesaplayan ve etik bir süzgeçten geçiren kişidir. Takipçi sayısı, kimsenin mesleki ehliyeti olamaz. Sosyal medyalarda binlerce beğeni almak sizi fenomen yapabilir ama asla gazeteci yapmaz. Gazetecilik bir disiplindir. Sadece "tık" uğruna doğruluktan vazgeçenler, bu mesleğin kutsallığını hiçbir zaman anlayamazlar.
Dünyadaki tüm saygın mesleklerin bir koruma kalkanı vardır. Tıp eğitimi almamış birinin doktorluk yapması suçtur ve hapisle sonuçlanır. Hukuk bilmeyen birinin avukatlık yapması sistem tarafından anında engellenir. Mühendislik diploması olmayana bina yaptırmazlar. Ancak konu gazeteciliğe gelince, kapılar her türlü suistimale ardına kadar açık bırakılıyor.
Neden gazeteciliğin sahtesi bu kadar bol? Neden önüne gelen bir kartvizit bastırıp, boynuna bir basın kartı benzeri aparat asarak devlet dairelerinde, cemiyetlerde cirit atabiliyor? Mesleğin "sahtelerine" karşı gösterilen bu müsamaha, sadece biz gerçek emekçilerin alın terini çalmakla kalmıyor, toplumun habere olan güvenini de kökten sarsıyor. Sahte doktor can alır, sahte gazeteci ise toplumun vicdanını ve hakikatini öldürür.
Gazetecilik mesleği, güçlünün karşısında halkın sesi olmak için vardır. Fakat üzülerek görüyoruz ki, bazıları bu kutsal emaneti bir "şantaj silahı" olarak kullanıyor. Birilerine gözdağı vermek, ticari rakiplerini alt etmek ya da kirli pazarlıklarda masaya sürmek için gazetecilik yapılamaz.
* Gazeteci, kalemiyle karanlığa ışık tutar; birilerinin boğazına bıçak gibi dayanmaz.
* Gazetecilik bir tehdit unsuru değil, bir adalet arayışıdır.
* Bu mesleği silah olarak kullananlara, kalemini ihale peşinde koşturanlara karşı durmak, geleceğimiz için bir beka meselesidir. Onlara prim veren, onlarla iş birliği yapan her kurum ve şahıs da bu suça ortaktır.
Bir diğer önemli mesele ise "ek iş" adı altında yapılan mesleki ihanetlerdir. Gerçek bir gazeteci, gazetecilik dışında bir işle uğraşmaz, uğraşmamalıdır da. Bir yanda haber yazıp diğer yanda ihale takibi yapan, iş kovalayan ya da ticari bir işletmenin gölgesinde kalem oynatan birinin tarafsızlığı söz konusu dahi olamaz.
Gazetecilik, zihnin ve kalbin tamamını talep eden bir meslektir. "Gündüz haber yapayım, akşam ticaretle cebimi doldurayım" diyenlerin yazdığı haberin içine, o ticaretin kiri bulaşır. Gazeteci, tarafsızlığını korumak adına gerekirse yoksulluğa talip olan ama onurundan ödün vermeyen kişidir.
10 Ocak’ta bizlerin kutlaması gereken şey, sahte unvanlar, parlatılmış koltuklar veya kirli ilişkiler değildir. Biz, tüm baskılara ve ekonomik zorluklara rağmen sadece "gazeteci" kalabilenleri kutluyoruz.
Sosyal medya gürültüsünden, şantajcı kalemlerden ve meslek sahtekarlarından arınmış bir medya düzeni hayal değil, zorunluluktur. Bu kirliliğe karşı en büyük silahımız yine gerçeğin ta kendisidir. Mesleğini bir silah olarak değil, bir meşale olarak taşıyan tüm onurlu meslektaşlarımın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kutlu olsun.