Son günlerde İran’da yaşanan yaygın protesto dalgası, yalnızca geçici bir ekonomik hoşnutsuzluğun dışavurumu olarak okunamayacak kadar derin, çok katmanlı ve yapısal bir karakter taşımaktadır. Ortaya çıkan tablo, klasik bir “ekonomik kriz protestosu”ndan ziyade; devlet–toplum ilişkilerinin çözülmeye başladığı, meşruiyet üretme kapasitesinin zayıfladığı ve rejimin ideolojik dayanaklarının sorgulandığı çok boyutlu bir sistem krizine işaret etmektedir.
Ancak bu krizi yalnızca iç dinamiklerle açıklamak, yaşanan süreci eksik ve indirgemeci biçimde okumak anlamına gelir. İran örneğinde toplumsal hareketlerin dış müdahaleye açık yapısı, özellikle son yıllarda Orta Doğu’da uygulanan rejim değiştirme stratejileri ile birlikte değerlendirilmek zorundadır.
Bu bağlamda İran’daki gelişmeleri analiz ederken üç temel iç eksenin yanı sıra dördüncü ve belirleyici bir dış eksen de hesaba katılmalıdır:
1. Yapısal ekonomik çöküş,
2. Siyasal meşruiyet erozyonu,
3. Devletin zor aygıtları ile toplum arasındaki kopuş,
4. Dış aktörlerin yönlendirici ve dönüştürücü müdahalesi.
Bu eksenlerin kesiştiği noktada ise kaçınılmaz olarak şu soru gündeme gelmektedir:
İran’da rejim değişikliği yalnızca iç dinamiklerin ürünü mü, yoksa kontrollü bir dış müdahale sürecinin parçası mı?
EKONOMİK KRİZ: GÖRÜNEN NEDEN, DERİN SONUÇ
Siyasal rejimlerin dayanıklılığı literatüründe ekonomik istikrar, yalnızca refah üretme aracı değil; aynı zamanda itaat ve rıza üretme mekanizması olarak tanımlanır. İran’da son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon, döviz krizleri, işsizlik, kamu hizmetlerinin aksaması ve gelir dağılımındaki derin uçurum, bu mekanizmayı işlevsiz hale getirmiştir.
Ancak dikkat çekici olan, bu ekonomik kırılganlığın yıllardır bilinen bir gerçek olmasına rağmen, protestoların tam da bugün bu ölçekte patlak vermesidir. Bu durum, ekonomik krizin tek başına açıklayıcı olmadığını; aksine uygun zamanlama ve yönlendirme ile tetiklendiğini düşündürmektedir.
MEŞRUİYET KRİZİ: REJİMİN İÇERDEN AŞINMASI
İran’daki protestoların önceki dalgalardan ayrıldığı temel nokta, taleplerin reformdan doğrudan rejim sorgulamasına evrilmiş olmasıdır. Bu, klasik bir sosyal hareketten ziyade, rejimin varlık zeminini hedef alan bir siyasal kırılmaya işaret eder.
Ancak burada kritik bir soru ortaya çıkar:
Bu rejim sorgulaması kendiliğinden mi derinleşmiştir, yoksa belirli dış söylemlerle mi beslenmektedir?
Son yıllarda İran kamuoyuna yönelik yayın yapan medya ağları, sosyal medya operasyonları ve diaspora merkezli propaganda faaliyetleri incelendiğinde, rejimin meşruiyetini hedef alan söylemlerin eş zamanlı ve sistematik biçimde dolaşıma sokulduğu görülmektedir.
Dış Müdahale Boyutu: Hibrit Savaş ve Rejim Mühendisliği
İran’daki mevcut protestolar, klasik askerî müdahale modellerinden ziyade, günümüz literatüründe hibrit savaş, psikolojik harp ve vekâlet yoluyla rejim değişikliği olarak tanımlanan yöntemlerle örtüşmektedir.
Bu çerçevede özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik uzun vadeli stratejileri dikkate alındığında, yaşanan sürecin tamamen içsel olduğu iddiası ikna edici olmaktan uzaklaşmaktadır.
Bu stratejinin temel ayakları şunlardır:
• Ekonomik yaptırımlarla toplumsal baskının artırılması,
• Medya ve dijital platformlar üzerinden psikolojik yönlendirme,
• Etnik, mezhepsel ve sınıfsal fay hatlarının harekete geçirilmesi,
• Rejimi içerden çökertecek bir kontrollü kaos ortamı yaratılması.
Bu yöntem, doğrudan askerî müdahalenin maliyetlerinden kaçınarak, iç savaş benzeri bir zemin üzerinden rejim değişikliği hedeflemektedir. Böylece değişim “halk hareketi” görüntüsü altında gerçekleşirken, nihai yönlendirme dış merkezlerde kalmaktadır.
DEVLET KAPASİTESİ VE GÜVENLİK REFLEKSİ
İran devleti, bu tabloyu salt toplumsal bir hareket olarak değil, açık biçimde ulusal güvenlik tehdidi olarak okumaktadır. İnternet kesintileri, sert güvenlik önlemleri ve geniş tutuklama dalgaları, yalnızca rejimi koruma refleksi değil; aynı zamanda dış müdahaleye karşı savunma stratejisi olarak da görülmelidir.
Ancak burada temel paradoks şudur:
Rejim kendini savundukça, toplumsal kopuş derinleşmekte; toplumsal kopuş derinleştikçe, dış müdahaleye açık alan genişlemektedir.
LİDERLİK SORUNU VE KONTROLLÜ ALTERNATİFLER
Protestoların henüz net bir liderlik üretmemiş olması, yüzeyde bir zayıflık gibi görünse de, dış müdahale perspektifinden bakıldığında bu durum kontrol edilebilirlik avantajı sunmaktadır. Lideri olmayan, parçalı ve yönlendirilmeye açık hareketler, dış aktörler açısından ideal müdahale alanlarıdır.
Bu nedenle İran’daki sürecin nihai hedefinin ani bir devrimden ziyade, yıpratma – darbe – iç çatışma – geçiş rejimi zinciri olduğu yönündeki değerlendirmeler akademik açıdan yabana atılamaz.
REJİM DEĞİŞİKLİĞİ OLASILIĞI: İÇ DİNAMİKLER Mİ, DIŞ SENARYO MU?
Tüm veriler birlikte değerlendirildiğinde şu sonuçlara ulaşmak mümkündür:
• İran’da rejim değişikliği ihtimali teorik olarak mevcuttur.
• Ancak bu ihtimal, büyük ölçüde dış müdahalelerle beslenen uzun süreli bir istikrarsızlaştırma süreci üzerinden ilerlemektedir.
• Protestolar, rejimi doğrudan devirmekten çok, darbeye ve kontrollü bir geçişe zemin hazırlayan bir basınç unsuru işlevi görmektedir.
Bugün İran’da yaşananlar, spontane bir halk devriminden ziyade; iç toplumsal rahatsızlıkların dış güçlerce stratejik biçimde yönlendirildiği bir rejim mühendisliği sürecini andırmaktadır.
İran’daki protestolar, yalnızca sokakların değil; devlet egemenliğinin, ulusal bağımsızlığın ve siyasal karar alma kapasitesinin hedef alındığı çok katmanlı bir mücadele alanına dönüşmüştür. Rejim değişikliği hemen yarın gerçekleşmeyebilir; ancak sürecin kontrolsüz bırakılması hâlinde, bu değişimin İran halkının iradesiyle değil, dış aktörlerin tasarımıyla gerçekleşmesi ihtimali giderek güçlenmektedir.
Ve bu tabloyu en iyi anlatan söz şudur: “Sabır taşı çatladığında, gürültüsü sessiz olur.” İran’da bugün olan tam olarak budur.