Jeffrey Epstein dosyasını hâlâ bir “ahlak skandalı” olarak okuyanlar, meseleyi bilerek ya da bilmeyerek küçültüyor. Bu dosya, bireysel suçların toplamı değil; küresel siyasetin kalbine yerleştirilmiş bir kontrol mekanizmasıdır. Burada konuşmamız gereken şey kimin ne yaptığı değil, neden yıllarca korunabildiği, neden şimdi servis edildiği ve kime mesaj verdiğidir.

Çünkü gerçek şu: Epstein bir kişi değildi. Epstein bir operasyondu.

Jeffrey Epstein adı, bir ağın vitriniydi. Bu ağ; paranın, siyasetin, istihbaratın ve medyanın kesişim noktasında duruyordu. Eğer bu dosya gerçekten bir “adalet” dosyası olsaydı, 2008’de kapatılmazdı. Eğer gerçekten “hukuk” işleseydi, yıllarca dokunulmazlıkla gezmezdi. Ve eğer gerçekten “ahlak” konuşulsaydı, bugün isimler filtrelenmezdi.

Dosya, yıllarca kasalarda tutuldu. Çünkü açıldığında rejim sarsılacaktı.

NEDEN YILLARCA KAPATILDI?

Basit bir cevap yok. Ama güçlü bir gerekçe var: Zarar çok büyüktü. Epstein dosyasının tamamı açıldığında çökecek olan yalnızca bireyler değildi.

• Kongre koridorlarında dolaşan dokunulmazlık algısı,

• Wall Street’te kurulan finans–siyaset simbiyozu,

• Medya imparatorluklarının “ahlaki üstünlük” anlatısı,

• Akademik ve kültürel elitlerin meşruiyeti…

Hepsi bir anda tartışmalı hâle gelecekti. Bu yüzden hukuk, ertelemeyi seçti. Bu yüzden adalet, beklemeye alındı. Dosya, “zamanı gelince” açılmak üzere rafa kaldırıldı. Çünkü bu tür dosyalar hemen kullanılmaz; stratejik an beklenir.

EPSTEIN NASIL BİR MEKANİZMANIN PARÇASIYDI?

Bu tür operasyonlar, üç aşamalı çalışır:

Birincisi: Tuzak.

Güçlü, zengin, dokunulmaz hisseden erkekler… Savunmasız, genç ve sessiz bırakılabilecek kadınlar… İzole mekânlar, özel jetler, kapalı adalar… Bu bir “rastlantı” değil; tasarımdır.

İkincisi: Kayıt.

Burada amaç yargı değildir. Amaç gelecektir. Kim, nerede, kiminle, ne yaptı? Bu bilgiler dava dosyası için değil, şantaj arşivi için saklanır.

Üçüncüsü: Hatırlatma.

Şantaj hemen yapılmaz. Kişi güç kazandığında, kritik bir eşikteyken yapılır. Çünkü asıl değer, doğru zamanda ortaya çıkar.

Epstein dosyası tam olarak bu doktrinin ürünüdür.

TRUMP NEDEN HEDEFTE?

Donald Trump, ABD siyasetinde alışılmış kalıpları bozan bir figür oldu. Trump’ın sistemi rahatsız eden tarafı ideolojisi değil; itaatsizliğiydi.

• Derin bürokrasiyle çatıştı,

• İstihbarat kurumlarını hedef aldı,

• Küresel finans elitlerine mesafe koydu,

• Medyayı açıkça düşman ilan etti.

Ama hepsinden önemlisi, kontrol edilemeyen bir profil çizdi. Vesayet düzenleri, muhalefete alışkındır; ama kontrolsüzlüğe değil. İşte bu noktada Epstein dosyası, Trump’ın üzerine bir gölge olarak düşürüldü. Açıkça değil, ima yoluyla. Hukuk diliyle değil, mesaj diliyle.

“Geçmişin var.”

“Dosyalar duruyor.”

“Çizgiyi aşma.”

Bu, bir yargılama çağrısı değil; bir denge uyarısıdır.

BELGELER NEDEN ŞİMDİ SIZDIRILDI?

Zamanlama her şeyi anlatır.

• ABD seçim atmosferine girdi.

• Küresel güç dengeleri Asya lehine kayıyor.

• Washington’un mutlak hegemonya iddiası zayıflıyor.

• Trump yeniden güç kazanma ihtimaliyle sahnede.

Böyle bir dönemde Epstein dosyasının “kontrollü biçimde” servis edilmesi tesadüf değildir. Belgeler tam açılmadı; parça parça sunuldu. İsimler var ama bağlam yok. Hikâye var ama sistem yok. Çünkü amaç gerçeği ortaya koymak değil; korkuyu diri tutmaktı.

Bu bir hukuk operasyonu değil; psikolojik baskıdır.

İSRAİL BOYUTU: KONUŞULMAYAN, AMA HEP ORADA OLAN

Burada tabu başlıyor. Epstein dosyası konuşulurken sürekli şu cümle kurulur: “Kesin kanıt yok.” Doğru. Ama istihbarat dünyasında kesinlik değil, örüntü aranır. Ve örüntü şunu gösteriyor: Epstein’ın çevresindeki bazı isimler, finansal akışlar ve koruma kalkanları; dosyanın sıradan bir suç ağıyla açıklanamayacağını düşündürüyor.

Bu noktada adı anılan yapı, Mossad iddialarıdır. Bu iddialar, Epstein’ın İsrail merkezli ya da İsrail’le uyumlu bir uluslararası şantaj mimarisinin parçası olduğu yönündedir. Bu, “İsrail karşıtlığı” değil; istihbarat siyaseti tartışmasıdır. Büyük güçler, bu tür araçları kullanır. ABD de kullanmıştır. Sovyetler de kullanmıştır. Burada mesele “kim daha masum” değil; kim kimi kontrol ediyor sorusudur.

MEDYA NEDEN GERÇEĞİ SORGULAMADI?

Çünkü medya artık gerçeğin değil, denge politikasının parçasıdır.

• İsimler filtrelenir,

• Bağlantılar koparılır,

• “Sistem” kelimesi özellikle kullanılmaz,

• Tartışma bireysel ahlaka sıkıştırılır.

Kimse şu soruyu sormaz:

Bu kadar insan neden aynı ağın içindeydi?

Çünkü bu soru sorulursa, hikâye dağılır; vesayet görünür olur.

BU BİR ADALET HİKÂYESİ DEĞİL

Epstein dosyası bize şunu gösterdi:

• Hukuk, güç sahipleri için askıya alınabilir.

• Ahlak, gerektiğinde silaha dönüştürülebilir.

• Demokrasi, kasaların izin verdiği yere kadar vardır.

• Devletler, vatandaşlarından değil; dosyalardan korkar.

Epstein öldü. Ama bu düzen ölmedi. Çünkü düzen, kişilere değil; mekanizmalara dayanır. Bugün Epstein konuşulur, yarın başka bir isim. Ama yöntem değişmez.

SON SÖZ

Epstein dosyası kapatılmadı; aktif edildi. Bu, hukukun zaferi değil; küresel güç savaşlarının bir hamlesidir. ABD’nin bağımsızlığı, sandıklardan önce kasalarda test ediliyor. Ve o kasalar açılmadıkça, demokrasi hep eksik kalacak.

Gerçek suçlular yargılanmaz.

Yalnızca zamanı gelince hatırlatılır.