TIP TARİHİNE GEÇEN BİR GÜN: NEŞTER, ROBOT VE YAPAY ZEKÂ
Teknolojinin hızına yetişmekte zorlandığımız, yapay zekânın hayatın her alanını kökten dönüştürdüğü tarihi bir eşiğin tam ortasındayız. Ancak bugün, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün o görkemli Salonu’nda tanıklık ettiğim manzaralar, geleceğin çoktan kapımızı çaldığını ve daha da önemlisi, bu geleceğin inşasında artık bizim de güçlü bir aktör olarak masada olduğumuzu gösterdi.
İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nün nazik davetiyle katıldığım “Dijital Cerrahi Zirvesi 2026: Robotik, Yapay Zekâ ve Telecerrahi” programı, sadece teorik sunumların yapıldığı bilimsel bir toplantı değil, Türk tıbbı ve mühendisliği adına sınırların aşıldığı tarihi bir milattı.
Zirvenin en çarpıcı anı, salondaki dev ekranlara yansıyan canlı bağlantıyla yaşandı. Tamamen yerli ve milli imkanlarla, Türk mühendisleri tarafından geliştirilen cerrahi robotik sistemimiz sahnedeydi. Kilometlerce uzaktaki bir hastanede yatan hastaya, salonun içerisinden kontrol edilen yerli yazılım ve donanımlı robot kollar aracılığıyla uzaktan endoürolojik cerrahi işlem gerçekleştirildi. Yani tıp literatüründeki adıyla, kusursuz bir telecerrahi operasyonuna canlı canlı tanıklık ettik. Bilim kurgu filmlerinde izleyip "bunu da ancak Hollywood yapar" dediğimiz o uzaktan ameliyat sahneleri, Türk hekimlerinin ve mühendislerinin ortak dehasıyla gerçeğe dönüştü.
Peki, salonda izlediğimiz bu teknoloji tam olarak ne anlama geliyor ve sağlık sistemini nasıl değiştirecek? Zirvede ulusal ve uluslararası uzmanların paylaştığı somut veriler ve örnekler, dijital cerrahinin sunduğu muazzam avantajları gözler önüne serdi.
Ameliyatı gerçekleştiren cerrah ne kadar tecrübeli olursa olsun, insan anatomisinin doğal bir parçası olan mikroskobik el titremeleri mevcuttur. Bugün izlediğimiz robotik sistemler, bu el titremelerini tamamen filtreleyerek milimetrik hareketleri bile kusursuz bir hassasiyetle uyguluyor. Bu da ameliyat esnasında damar ve sinir zedelenmesi riskini neredeyse sıfıra indiriyor.
Canlı yayındaki cerrahi işlem sırasında yapay zekânın nasıl bir koruyucu kalkan olduğunu gördük. Sistem, hastanın anatomik yapısını arka planda sürekli tarayarak cerraha adeta bir navigasyon gibi yol gösteriyor. Kritik bir dokuya veya kesilmemesi gereken bir damara yaklaşıldığında, yapay zekâ cerrahı anlık olarak uyarıyor ve gerekirse sistemi kilitleyerek hata yapılmasını engelliyor.
Geleneksel cerrahide günlerce hastanede yatış gerektiren büyük kesiler, bu mikroskobik robotik kollar sayesinde sadece birkaç küçük delikten (minimal invaziv) hallediliyor. Bu da hastaların ameliyattan çok kısa bir süre sonra ayağa kalkmasını, enfeksiyon riskinin azalmasını ve sosyal hayata hızla dönmesini sağlıyor.
Bu teknolojinin beni bir gazeteci olarak en çok heyecanlandıran ve duygulandıran yönü ise sunduğu fırsat eşitliği oldu. Zira telecerrahi sayesinde, dünyanın ya da ülkemizin en ücra köşesindeki bir hasta, alanında uzman bir profesöre ulaşmak için kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalmayacak.
Zirvede bu konunun en somut, en gurur verici örneğine de bizzat şahit olduk. Doğu Anadolu'da, Muş'ta fedakarca görev yapan Üroloji Uzmanı Dr. Rıfat Burak Ergül hocamız da bu tarihi zirvenin ve yerli cerrahi operasyonun tam kalbindeydi. Muş’ta büyük işlere imza atan Dr. Rıfat Burak Ergül'ün zirveye sunduğu klinik katkılar ve cerrahi girişimler, bu teknolojinin Anadolu’daki hastalar için ne kadar hayati olduğunu açıkça ortaya koydu.
Düşünün ki, Muş'taki bir hastanenin ameliyathanesine bu yerli robotik sistem kurulduğunda, İstanbul'daki, Ankara'daki hatta dünyadaki en yetkin cerrah, oturduğu yerden Muş'taki bir vatandaşımızın ameliyatını gerçekleştirebilecek. Ya da tam tersi, Muş'ta harikalar yaratan Dr. Rıfat Burak Ergül gibi yetenekli hekimlerimiz, yerlerinden kıpırdamadan Türkiye'nin dört bir yanındaki vakalara müdahale edebilecek. İşte bu, sağlıkta coğrafi engelleri yıkan, fırsat eşitliği sağlayan ve tıp hizmetini tam anlamıyla demokratikleştiren devrimsel bir adımdır.
Bu topraklarda üretilen bilimin, teknolojinin ve vizyonun ulaştığı bu seviyeyi yerinde gözlemlemek, geleceğe dair umutlarımızı katbekat artırdı. Biz sadece teknoloji satın alan bir "pazar" değil, artık dünyaya teknoloji ihraç eden bir "merkez" olma yolundayız.
Türk tıbbını ve teknolojisini küresel arenada zirveye taşıyan bu vizyoner organizasyon için başta İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü olmak üzere, İstanbul Tıp Fakültesi ve projede emeği geçen, gecesini gündüzüne katan tüm bilim insanlarımızı, cerrahlarımızı, Muş’tan bu başarıya omuz veren Dr. Rıfat Burak Ergül gibi kıymetli hekimlerimizi ve yazılımlarıyla bu robota can veren Türk mühendislerini yürekten kutlarım.
Neşterin keskinliği, yapay zekânın hızı ve Türk insanının azmi birleştiğinde neleri başarabileceğimizi bugün tüm dünyaya bir kez daha gösterdik. Yolumuz açık olsun.