Anadolu’nun kadim topraklarında, tarih ve doğanın adeta el ele verdiği bir şehir vardır: Muş... Kışın sert rüzgârları, metrelerce karı ve dillere destan soğuğuyla anılır bu coğrafya. Öyle ki, adı zihinlerde hep bir beyazlıkla özdeşleşmiştir. Oysa Muş’u asıl keşfetmek, onun yaz aylarındaki o mucizevî dönüşümüne şahit olmaktan geçer. Kışın beyaz kürkünü çıkaran bu topraklar, yazla birlikte zümrüt yeşili bir örtüye bürünür ve Doğu’nun saklı cennetini gözler önüne serer.

Şehrin kavurucu sıcağından, gürültüsünden ve beton yığınlarından kaçıp sığınacak bir liman arıyorsanız, Muş’un yazı size kollarını ardına kadar açar.

Adımınızı attığınız an sizi karşılayan Muş Ovası, yaz aylarında coşkulu bir canlılığa bürünür. Türkiye’nin en büyük ovalarından biri olan bu coğrafya, sadece efsanevi Muş Lalesi'nin izlerini değil, sarının ve yeşilin her tonunu barındıran uçsuz bucaksız manzaralarını sunar. Sabahın erken saatlerinde ovada yükselen taze toprak kokusu, insanı şehrin stresinden anında arındırır.

Ancak Muş’un yazı, asıl büyüleyici yüzünü dağlarında ve yaylalarında gösterir. Yaz sıcaklarının doruğa ulaştığı günlerde bile serinliğini koruyan Şenyayla, bin bir çeşit çoban çiçeği ve endemik bitki örtüsüyle adeta bir oksijen deposudur. Kurtik Dağı eteklerinde yaz güneşine inat erimeyen son kar kalıntılarını görmek, doğanın o eşsiz tezatlığını ve muazzam gücünü size gösterir...

Bu coğrafyada suyun ve yeşilin buluştuğu en özel adreslerden biri de Murat Nehri’dir. Nehir kıyıları, yaz aylarında doğanın en hareketli ve neşeli anlarına şahit olur. Selçuklu döneminden kalma Tarihi Murat Köprüsü’nün kemerleri altından süzülen nehir suyu, yaz akşamlarında, gün batımının kızıllığıyla birleştiğinde kartpostallardan fırlamış gibi bir manzaraya dönüşür. O an, zaman adeta Muş’ta yavaşlar.

Öte yandan, Kaz Gölü (Havva Ana Gölü) gibi saklı cennetler, yazın sessizliğini ve doğanın sunduğu dinginliği arayanlar için muazzam bir biyoçeşitlilik sunar. Su kuşlarının sesleri, hafif bir yayla rüzgârı ve insanı kucaklayan o samimi Anadolu misafirperverliği...

Muş; kışın olduğu kadar yazın da dillenmeyi, yazılmayı ve yaşanmayı hak eden saklı bir hazine. Eğer bu yaz rotanızı kalabalıklardan uzağa, doğanın kalbine çevirmek istiyorsanız, yolunuzu bir kez de Muş’un yaylalarına düşürün. Göreceksiniz ki, bu topraklar size sadece bir seyahat değil, ruhunuza iyi gelecek derin bir nefes vadedecek...

Ne yazık ki son günlerde ülkemizin dört bir yanından yükselen dumanlar, ciğerlerimizden yükselen feryatlar yüreğimizi dağlıyor. Muş’un yaylalarındaki o taze ot kokusunu, Murat Nehri’nin serinliğini konuşurken, aklımız ve kalbimiz ne yazık ki günlerdir alevlere teslim olan ormanlarımızda, kül olan canlarımızda, kararan geleceğimizde atıyor.

Yaz ayları bizler için doğanın uyanışı, seyahatlerin ve huzurun mevsimi olmalıyken; son yıllarda ne yazık ki orman yangınlarıyla gelen birer kâbusa dönüşüyor. Televizyon ekranlarından veya sosyal medyadan yükselen o kırmızı alevleri izlerken hissettiğimiz acı tarif edilemez. Yanarak can veren binlerce canlının sessiz çığlığı, asırlık çınarların küle dönmesi, evini yurdunu terk etmek zorunda kalan insanların çaresizliği hepimizin ortak yarası.

Doğa bize tüm cömertliğiyle bu güzel coğrafyayı sunarken, biz maalesef ona aynı şefkatle yaklaşamamanın bedelini çok ağır ödüyoruz. Muş’un zümrüt yeşili yaylalarına bakarken bile içimizi sızlatan bu tablo, bize ormanlarımızın, yeşil örtümüzün ne kadar kırılgan ve ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha acı bir şekilde hatırlatıyor. Bir ağacın fidan olana kadar yıllar geçirdiğini, ancak saniyeler içinde yok olduğunu görmek geleceğimize yapılan en büyük ihanettir.

Bu büyük acıların bir daha yaşanmaması, yeşil vatanımızın küle dönmemesi için artık ellerimizi ovuşturup üzülmek yerine, her zamankinden daha fazla sorumluluk almak zorundayız. Ormanlarımızı korumak sadece devletin ya da itfaiye erlerinin görevi değil, bu topraklarda nefes alan her bireyin en temel vatandaşlık borcudur.

Bu hassas yaz günlerinde hepimizin dikkat etmesi gereken hayati kurallar şunlardır:

  • Piknik ve Ateş Yasaklarına Harfiyen Uyalım: Özellikle kurak ve rüzgârlı yaz günlerinde ormanlık alanlarda ve kenarlarında kesinlikle ateş yakmayalım. Kontrollü dahi olsa yakılan en küçük kıvılcım, günlerce söndürülemeyen felaketlere yol açabilir.
  • İzmarit ve Çöp Bırakmayalım: Doğaya atılan en küçük bir cam parçası veya sönmemiş sigara izmariti, büyüteç etkisi yaratarak veya doğrudan alev alarak orman yangınlarının 1 numaralı tetikçisidir. Çöplerimizi doğada bırakmayalım, cam atıkları mutlaka toplayalım.
  • Anında İhbar Edelim: Yol kenarlarında, ormanlık alanlarda en ufak bir duman veya şüpheli bir hareket gördüğümüzde bir an bile tereddüt etmeden 112 Acil Çağrı Merkezi'ni arayalım. Erken müdahale, binlerce hektar ormanın kurtarılması demektir.
  • Bilinçlenelim ve Bilinçlendirelim: Etrafımızdaki insanları, özellikle de çocukları doğa sevgisiyle büyütelim ve orman yangınlarının yıkıcı sonuçları konusunda uyaralım.

Unutmayalım ki yanan sadece ağaçlar değil, geçmişimiz, nefesimiz, yarınlarımız ve bu toprakların sessiz canlarıdır. Muş’un serin yaylalarında aldığımız o temiz nefesin, yurdun dört bir yanındaki yeşil örtüyle var olduğunu unutmayalım.

Gelin, yeşil vatanımıza gözümüz gibi bakalım, çünkü başka bir Türkiye, başka bir dünya yok.

Selam ve dua ile...