MUŞ’UN SESSİZ ÇIĞLIĞI

Bir şehrin ruhu, o şehrin insanıdır. Sokaklarında yankılanan çocuk sesleri, çarşısında kurulan hayaller ve evlerinde tüten bacalar, bir kentin canlılığının en somut kanıtıdır. Ancak bugün, verilerin soğuk diliyle Muş’tan yükselen bir sessiz çığlığa şahitlik ediyoruz. TÜİK’in açıkladığı 2025 yılı Uluslararası Göç İstatistikleri, Muş’un yalnızca coğrafi bir sınır değil, aynı zamanda umutlarını uzak diyarlara taşımak zorunda hisseden insanların bir "Göç Durağına" dönüştüğünü acı bir tabloyla yüzümüze vuruyor.

İstatistikler bazen sadece sayıdan ibaret görünür, fakat eksi 598, sadece bir aritmetik sonuç değil, bir ailenin eksilişi, bir gencin vedası, boş kalan bir mutfak masasıdır. Muş, kapısını çalan 566 yeni misafirine karşılık, bağrından kopardığı 1.164 evladını yurt dışına uğurladı. Yani kent, aldığı göçün iki katından fazlasını dış dünyaya verdi. Bu, Muş için ciddi bir demografik kan kaybı ve geleceğine dair düşündürücü bir işarettir.

İtiraf etmeliyim ki, zaman zaman işim gereği yurt dışına çıktım. Farklı ülkeler, farklı kültürler gördüm, dünyanın bambaşka köşelerinde hayatın nasıl aktığına şahitlik ettim. Ancak oralarda attığım her adımda, toprağımın kokusunu daha çok aradım. Kimileri için o "Yabancı" diyarlar bir kurtuluş, bir altın kafes olabilir, ancak benim için Muş’un o kendine has dokusu, komşuluk ilişkileri ve kendi kültürümüzün sıcaklığı hiçbir şeye değişilmez. Bana trilyonlar verseler, o soğuk, yabancı caddelerde, aidiyet hissetmediğim bir dünyada yaşamayı hayal bile edemem. İnsanın kendi toprağında nefes alması, kendi dilini konuşması ve aynı gökyüzüne bakarken tanıdık yüzler görmesi, paradan çok daha değerli bir zenginliktir.

Peki, ben bu topraklara bu denli bağlıyken, neden gençlerimiz bavullarını hazırlayıp gitmeyi seçiyor? Bu sadece ekonomik bir tercih mi, yoksa bir aidiyet krizi mi? Genç nüfusun, özellikle 20-29 yaş aralığının göç hareketliliğinde başrol oynaması, yalnızca Muş’un değil, tüm ülkenin bir "Gelecek Arayışı" içinde olduğunu gösteriyor. İnsanlar, kendi memleketlerinde kendi geleceklerini inşa edemediklerini hissettiklerinde, dünyanın en uzak köşesi bile onlara "Ev" gibi görünmeye başlar.

Muş’un bu "Sessiz Boşalışı" karşısında çözüm, sadece rakamları düzeltmek değil, insanların burada yaşamaktan gurur duyacakları, geleceklerini burada planlayabilecekleri bir zemin inşa etmektir. Şehri, sadece bir geçiş güzergahı olmaktan çıkarıp, yerel potansiyelin harekete geçirildiği bir cazibe merkezine dönüştürmek zorundayız.

Unutmayalım ki bir şehrin en değerli madeni insanıdır. Eğer o maden dışarıya akıyorsa, geriye kalan boşluk sadece binalarla doldurulamaz. Muş’un gençlerine, onların yeteneklerine ve umutlarına ev sahipliği yapacak bir gelecek, ancak hep birlikte, akılcı hamlelerle mümkündür.

Muş’un sokaklarının yeniden neşeyle dolması, gençlerin sadece bavullarını değil, vizyonlarını ve hayallerini de bu topraklarda bırakması dileğiyle…