KADINLARIN HAYATIN HER KÖŞESİNDEKİ SARSILMAZ GÜCÜ

Bir toplumun medeniyet seviyesini, o toplumun kadınlarına tanıdığı alan, duyduğu saygı ve onlara açtığı ufuklar belirler. Kadın, hayatın sadece bir parçası değil, o hayatı var eden, ilmek ilmek işleyen ve geleceği inşa eden ana unsurdur. Rahmi Koç örneğinde olduğu gibi, bazen zihinlerdeki tozlu raflardan kalan eski bir "üstten bakış" refleksi, kadının toplumsal varlığını sadece dış görünüşüyle yargılamaya kalksa da, gerçekte kadın, bu sığ yaklaşımların çok ötesinde bir derinliğe ve güce sahiptir.

Kadının yaşamdaki önemini anlamak için büyük teorilere gerek yok, hayatın içine bakmak yeterli. Evinde bir yuvanın huzurunu kuran, tarlasında toprağı bereketlendiren, okulunda nesiller yetiştiren, ofisinde stratejiler belirleyen ya da sanatıyla dünyayı güzelleştiren kadının emeği, bu hayatın en sağlam kolonudur.

Özellikle bizim coğrafyamızda, Muş’un yaylalarından büyükşehirlerin hareketli meydanlarına kadar, kadın, her zaman daha fazlasını başaran bir figürdür. Kendi inancını, yaşam tercihini ve kimliğini bir zırh gibi değil, bir "karakter zenginliği" gibi taşıyan kadınlar, aslında toplumun gerçek direnç noktalarıdır. Bir kadının başındaki örtünün, onun mesleki başarısına, zekasına veya topluma sunduğu katkıya engel olduğunu düşünmek, sadece dar bir vizyonun değil, aynı zamanda büyük bir toplumsal körlüğün işaretidir.

Bir kadını sadece kılık kıyafetiyle yargılamak, bir kitabın sadece kapağına bakıp içindeki o muazzam bilgeliği reddetmeye benzer. Oysa kadın, estetiği zekasıyla, nezaketi kararlılığıyla birleştiren bir güçtür. Bugün iş dünyasında, bilimde ve sosyal hayatta, inancını yaşam biçimiyle harmanlamış nice kadın, modern Türkiye'nin yükselen değerlerini temsil ediyor. Başörtüsü, kadının toplumsal hayata katılımında bir "engel" değil, tıpkı bir erkeğin kravatı veya bir başkasının günlük kıyafeti kadar doğal ve şahsi bir tercihtir.

Kadın, birleştiricidir. Çatışmanın olduğu yerde nezaketiyle denge kuran, yargılamanın olduğu yerde şefkatiyle anlamayı seçen kadındır. İşte tam da bu yüzden, Rahmi Koç gibi isimlerin yaptığı gibi inanç tercihlerini bir alay malzemesi haline getirmek, sadece o kadını incitmekle kalmıyor, aynı zamanda toplumun "barışçıl diyalog" kurma kapasitesini de zedeliyor.

Bizim artık konuşmamız gereken şey, bir kadının ne giydiği değil, o kadının hangi fikirlerle bu ülkeye değer kattığıdır. Kadınların özgürce var olduğu, tercihlerine saygı duyulduğu ve emeğinin karşılığının sadece "görüntü" ile değil, "liyakat" ile ölçüldüğü bir toplum, dünyanın en güçlü toplumudur.

Kadın, yarının mimarıdır. Kendi ışığıyla parlayan, kimliğinden ödün vermeden hayata tutunan her kadın, aslında hepimize yeni bir yol gösteriyor. "Saygı, en büyük erdemdir."

Kendi tercihlerini onurla yaşayan tüm kadınların, yargıların ötesinde hak ettikleri o "saygın yeri" bulduğu bir Türkiye, sadece daha demokratik değil, çok daha vicdanlı ve çok daha güçlü olacaktır. Çünkü hayat, ancak kadınların özgür ve saygın varlığıyla güzelleşir.