MUŞ’UN TRAFİK DÜĞÜMÜ: BİR "BEN" SIĞAR AMA BİR "BİZ" SIĞAMAZ MIYIZ?
Muş’ta kış demek, sadece bembeyaz bir örtü demek değildir, aynı zamanda daralan şeritler, buz tutan kaldırımlar ve adeta bir satranç tahtasına dönen sokaklar demektir. Ancak şehrimizin asıl trafik sorunu ne yağan karda ne de fiziki yetersizliklerdedir. Asıl sorun, direksiyonun başına geçtiği an, altındaki aracı bir imtiyaz sebebi sanan ve toplumsal sorumluluğu egzoz dumanıyla savurup atan "Kuralsızlık Kültürü"ndedir.
Şehrimizde yaz aylarında tek yönlü caddelerin girişinde gördüğümüz o keskin kapanlar, aslında bize çok ağır bir mesaj veriyor. Kapanın olduğu yerde "güven" ve "saygı" bitmiş, yerini "zorbalığa karşı zorunluluk" almıştır. Gelişmiş toplumlarda ne sokak başlarında kapanlara rastlarsınız ne de her köşe başında bir trafik polisine. Çünkü orada kural, bir demir parçasının tehdidiyle değil, insanın içindeki sorumluluk duygusuyla işler. Bizim sokaklarımıza kapan kurulması, aslında "Siz birbirinizin hakkına saygı duymuyorsunuz, sizi ancak bu demirler durdurur" demektir. Kışın kar temizliği için bu kapanlar kalktığında kaosa davetiye çıkarmamız, medeniyet yolunda ne kadar geri kaldığımızın acı bir itirafıdır. Kapan gidince kuralın da gittiğini sanmak, sadece polisi görünce kemer takan bir zihniyetin ürünüdür.
Sadece caddeler mi? Sitelerimizin içi, apartman girişlerimiz de bu bencillikten nasibini alıyor. Aracını sanki dünyada başka araç yokmuş gibi çapraz bırakanlar, iki araçlık yere tek başına kurulanlar, itfaiye veya ambulansın geçiş güzergahını kapatanlar...
Şu örneği hepimiz yaşıyoruz; Akşam eve geliyorsunuz, karın dondurucu soğuğu sırtınızda, bir an önce sıcak yuvanıza girmek istiyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz ki, bir komşunuz aracını öyle bir bırakmış ki ne yanından geçmek mümkün ne de başka bir araca yer kalmış. İşte o an daralan sadece o park alanı değil, komşuluk hukukumuz oluyor. Doğru park edilmiş her araç, bir başkasına verilmiş selamdır.
Bizim en büyük yanılgımız, kuralı sadece "ceza" ile eşleştirmemiz. "Polis yok, kapan yok, o zaman ters yöne girebilirim" mantığı, bir şehri yaşanmaz kılan en büyük etkendir. O daracık sokakta, ters yönden gelen bir inatçı sürücü yüzünden saniyeler kaybeden bir ambulansın içindeki canın vebalini hangi trafik cezası ödeyebilir?
Ceza kesilmiyor diye başkasının yaşam alanını daraltmak, kul hakkına girmektir. Bir toplumun kalitesi, başında bir denetleyici yokken kurallara ne kadar uyduğuyla ölçülür.
Muş gibi kışın zor şartlar altında yaşanılan bir ilde, hayatı birbirimize kolaylaştırmak varken neden zorlaştırıyoruz?
Aracımızı park ederken: "Benden başka kimse geçecek mi?" diye düşünmeliyiz.
Ters yöne girerken: "Karşıdaki insanın vaktini çalmaya hakkım var mı?" diye sormalıyız.
Kapanlar kalktığında: Kuralların demir dişlilerde değil, vicdanımızda olduğunu hatırlamalıyız.
Medeniyet kurala saygıdır. Gelin, bunu hep birlikte başaralım. Kapanlara ihtiyaç duymadan, sadece birbirimize duyduğumuz saygıyla bu şehri daha yaşanır kılalım. Çünkü medeniyet, ters yöne girmemek için kapana ihtiyaç duymamaktır.