KÂFİRE YUMUŞAK, MÜ’MİNE ZALİM: TERSİNE DÖNEN BİR ÜMMET HİKÂYESİ
Kur’an bazen bir tarih kitabı gibi okunur. Oysa asıl maksadı, her döneme tutulmuş bir ahlâk aynası olmaktır. Fetih Suresi’nin 29. ayeti de böyle bir aynadır. Sahabeyi anlatır gibi görünür, gerçekte ise her çağın Müslümanını ölçer. Ayetin ölçüsü nettir. “Kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametli.” Bugün bu ölçüyü aynaya tuttuğumuzda karşımıza çıkan manzara ise iç açıcı değildir.
Ortadoğu’da son yıllarda hâkim olan tablo, bu ilkenin tersyüz edildiğini gösteriyor. Kendi topraklarını fiilen işgal eden, sivilleri hedef alan, açık zulüm uygulayan güçler karşısında sergilenen sessizlik, diplomatik yumuşaklık ve hatta yalakalık; buna karşılık aynı kıbleye yönelen, aynı Kur’an’a iman eden, çoğu zaman kendisine doğrudan hiçbir zarar vermemiş topluluklara yönelen sertlik ve zulüm… Bu, bir siyaset hatasından öte, derin bir ahlâk krizidir.
Kur’an’daki “çetinlik”, asla ölçüsüz sertlik değildir. O, zulüm karşısında izzetli duruştur; güce göre eğilip bükülmemektir. Bugün ise çetinlik, güçlü zalime karşı değil; zayıf olana, içeridekine, farklı olana yöneltilmektedir. Güçlünün zulmü “realizm” adıyla meşrulaştırılırken, zayıfın varlığı “tehdit” söylemiyle bastırılmaktadır. Bu, iman merkezli bir duruş değil; korku ve çıkar merkezli bir savrulmadır.
Ayetin ikinci yarısı daha da sarsıcıdır: “Kendi aralarında merhametli.” Sahabe toplumu, ihtilaflarını bile merhamet ve adalet zemininde çözmeyi bilmişti. Bugün ise Müslümanlar arasında merhamet değil, şüphe; kardeşlik değil, güvenlikçi refleksler üretiliyor. Etnik kimlikler, mezhepler ve politik aidiyetler, adaletin önüne geçiriliyor. Oysa Kur’an’da ölçü açıktır: Zulüm kimden gelirse gelsin zulümdür; adalet kime karşı uygulanırsa uygulansın adalettir.
Bu noktada sıkça dile getirilen “dış güçler nifak soktu” söylemi, gerçeğin yalnızca bir kısmını açıklar. Nifak dışarıdan zorla aşılanmaz; içerde adalet zayıfladığında, ahlâk siyasete feda edildiğinde kök salar. Güçlüye yanaşmayı hikmet, zayıfı ezmeyi tedbir sayan bir zihniyet, ayetleri okusa da ayetin ruhunu kaybetmiştir.
Fetih 29, sadece sahabeyi öven bir ayet değildir; aynı zamanda bizi uyaran bir ölçüdür. Bugün işgalci karşısında susup kardeşine karşı sertleşen her tavır, bu ölçüde sınıfta kalmaktadır. Bu tabloyu değiştirmek için yeni sloganlara değil, eski ama diri bir ahlâka ihtiyaç vardır: Güçlünün değil haklının yanında durma ahlâkına.
Belki de asıl fetih, toprakların değil, yeniden adaletin, merhametin ve izzetin fethedilmesidir. Çünkü Kur’an’ın aynasında görünen utancı değiştirmeden ne sözlerimiz inandırıcı olur ne de dualarımız.