BİLGİ VAR, VİCDAN YOK: SİVEREK OLAYI BİZE NE ANLATIYOR?

Şanlıurfa/Siverek’te yaşanan okul olayı, aslında uzun süredir görmezden geldiğimiz bir gerçeği tekrar yüzümüze çarptı. Biz eğitim verdiğimizi zannediyoruz, oysa çoğu zaman sadece öğretim yapıyoruz.

Eğitim, bireyin zihnini olduğu kadar karakterini de inşa eder. Öğretim ise bilgi aktarımıdır. Bugün okullarımızda ölçülen, değerlendirilen ve ödüllendirilen şey büyük ölçüde sadece akademik başarıdır. Sınav puanları, test netleri, yerleştirme oranları… Peki ya değerler? Peki ya empati? Peki ya öfke kontrolü, sorumluluk, vicdan?

Sosyal medyada dolaşan ifadeler çarpıcı ama bir o kadar da gerçekçi: “Annesine vurdu, ‘çocuktur’ denildi… Arkadaşını itti, ‘şakalaşıyorlar’ denildi…” Bu zincir, aslında bir pedagojik ihmal zinciridir. Davranışın karşılıksız kaldığı her an, çocuk bir şey öğrenir. Sınırların esnek olduğu, gücün haklılık doğurduğu ve sonuçsuzluğun normalleştiği bir dünya.

Bu noktada sorumluluğu sadece aileye ya da sadece öğretmene yüklemek, meseleyi basitleştirmek olur. Bu bir sistem sorunudur. Çünkü çocuk; ailede şekillenir, okulda pekişir, toplumda meşrulaşır.

Tam da burada son dönemde uygulamaya konulan Maarif Modeli tartışmasının merkezine geliyoruz. Model, kağıt üzerinde değerler eğitimini, bütüncül gelişimi ve “iyi insan yetiştirme” idealini vurguluyor. Ancak sahaya baktığımızda ciddi bir kopukluk göze çarpıyor.

Modelin en temel eksikliği, uygulama boyutunun zayıflığıdır.

• Değerler eğitimi söylemde var, pratikte ise ölçülebilir çıktılara dönüşemiyor.

• Öğretmenlere bu dönüşümü sağlayacak yeterli hizmet içi eğitim verilmeden, sistemden mucize bekleniyor.

• Rehberlik ve psikolojik danışma mekanizmaları hâlâ birçok okulda tali bir unsur olarak kalıyor.

• Okul iklimini dönüştürecek yapısal adımlar yerine, müfredat değişikliğiyle sorun çözüleceği varsayılıyor.

Oysa eğitim bilimleri bize şunu açıkça söylüyor:

Davranış, sadece bilgiyle değil, model alma, geri bildirim ve sınır koyma ile şekillenir.

Eğer bir çocuk okulda sınır görmüyorsa, evde sınır görmüyorsa ve toplumda da yaptıklarının karşılığı yoksa, ortaya çıkan şey “özgüvenli birey” değil; denetimsiz güç algısına sahip birey olur.

Bugün yaşanan olaylar bir sonuçtur. Asıl mesele, bu sonucu üreten süreçtir.

Artık şu soruyu sormak zorundayız:

Biz gerçekten “iyi insan” mı yetiştiriyoruz, yoksa sadece “başarılı birey” mi?

Çünkü bilgi, değerle birleşmediğinde tehlikeli bir araca dönüşebilir.

Ve eğitim, karakteri inşa etmiyorsa; eksik değil, hatalıdır.

Bu yüzden yapılması gereken şey yeni bir model ilan etmek değil; mevcut modelin okulun gerçekliğine nüfuz etmesini sağlamaktır. Aksi halde her yeni olaydan sonra aynı cümleyi kurmaya devam ederiz.

“Nerede hata yapıyoruz?”

Oysa cevap ortada:

Eğitimin “insan yetiştirme” boyutunu ihmal ettiğimiz her yerde.