“Sen mi dünyayı değiştireceksin!” diye alaycı bir gülümsemeyle sordu. On yıl kadar evveldi. Psikologmuş beyefendi. “Arkadaşların senin için uçuk kaçık fikirleri var, diyor. Ayaklarının yere bastığı, gerçekçi planlar yapsan belki de kimsenin aklı bu kadar kalmaz sende.” dedi.
Hayır, dünyayı ben değiştiremem. Hızla değişiyor zaten. Bu hızın içerisinde savrulmamak için tutunmaya çalışıyorum. Evvela Allah’ın ipine, kendime ve köklerime. Dünyayı ben değiştiremem. Belki ardımdan gelenlerin gideceği yolun değişmesine vesile olabilirim. Bu çamaşır makinesi gibi hızla dolanan dünyanın içinde düşmemeleri için bir dal uzatabilirim; kökü derinlerde olan bir ağacın dalını. Dünyayı ben değiştiremem belki ama bir yazı yazabilirim; okuyanlara Hakk’ı ve sabrı tavsiye ederim, sonra kalkıp birlikte güzel işlerde bulunabiliriz. Belki bir slogan yazarım gecenin bir vakti, slogan yazılması yasak bir duvara; “inananlar için yaşasın cennet!” ya da “ölüm var!” ya da uzun yıllardır kalbimin kapısına astığım şu söz; “gençliğinin hakkını ver!” Dünyayı ben değiştiremem ama çokça dua ederim; bir kafede oturup white chocolate mocha içip alışverişle mutlu olamam ama bir kutu süt alır mahalledeki çocuklara hadi kedileri sevin derim çünkü hiçbir kedi topal yürümemeli ve kuyrukları tamken tırmanmalı ağaca. Dua ederim, bugün yanımdan geçen ilkokullu o çocuklara çünkü anneler kutsaldır ve değil küfür şaka bile yapılmamalı haklarında. Çünkü çöpler yerde gezinmeyi sevmez ve yaşamak vardı youtuberlardan evvel. Dünyayı değiştiremem, Harry Potter değilim, ortalık Voldemort dolu ve ben hiç vazgeçmem ruh emicilerle savaşmaktan. Onlar en büyük korkularımızın körükleyicisi, her daim kulağımızdaki fısıltı; “yapamazsın, başaramazsın” senfonisi. Sihirli âsam yok ama ben de savaşırım karanlık ormanlarda. Savaşmak her an yaşamak demektir, silahla değil, ihanetle değil, sevgi ile savaşırım. Bir kürsüden şöyle seslenebilirim; “Memleket, mazlumun gözyaşının düştüğü yerdir. Bu memleket bizim. Edirne, Kars, Filistin, Myanmar bizim. Dünya bizim. Mes’ulüz ve mes’uliyetimizin hakkını vermek için hep yolda olmalıyız. Kalk ve yola düş. Kalk ve yoldakilere Hakk’ı ve sabrı tavsiye et!” Neyi değiştirir bunları söylemem, bilmem. Bunun hesabını yapmak bana düşmez çünkü ben dünyayı değiştirmekle mes’ul değilim. Ancak anlatmak bana vazifedir, yolda olmak bana vazifedir, sefer bana vazifedir; zafer Allah’ındır, takdir O’nundur, netice O’ndandır.
On yıl kadar evveldi. Hayalperest olmamı neredeyse delirmeme yoracak bir psikoloğa denk gelmişim. Ayakların yere basmalı diyordu. Hâlbuki Nil’in şarkısındaki “kanatlarım var ruhumda” sözü iyice bulutlara çıkarıyordu beni. Hayal kurmak benim için üst raftaki gerçeklik kavanozuna uzanmam için ayaklarımın altına bıraktığım bir tabureydi. Hayal kurmak yolda olmaktı, umut etmekti, vazgeçmemekti, gerçeğe uzanabilmekti. Dünyayı değiştiremezdim ama hayalleri değiştirebilirdim. Ali’den, iyi bir mühendis olmanın yanında hayaline bu vatan için yerli ve milli yazılımlar üretmenin sorumluluğunu katmasını isteyebilirim. Sena’ya, rahat bir okulda öğretmenlik yapmak yerine ücra bir köyde hayalperest mucitler yetiştirme hayalini bir düşün derim. Muhammed’e, ev ev gezip o gençleri bulalım, davet edelim, iyiye ve güzele, bir neslin inşasına biz de tuğla taşıyalım derim. Furkan’a oraya gitmesini hayaline nakışlasın derim, oraya, bizim olan Kudüs’e, memleketimize. Su taşıyan karınca olmasını, yolun sonunun yangınlar değil gül bahçeleri olduğunu, taşıdığı suyun can suyu olacağını hep hayalinde tutsun isterim.
Dünyayı değiştiremem ben beyefendi, öyle bir iddiam yok ama dünyanın beni değiştirmesine de müsaade etmeyeceğim. Değişim elbette şart ve bu dünyanın istediği şekilde değil benim istediğim şekilde olacak. Kimsenin, ayağımın altındaki tabureyi çekmesine sessiz kalmayacağım. Ruhumdaki bahçeyi talan etmelerine izin vermeyeceğim. Birileri mutsuz ve kötü diye mutlu ve iyi olmaktan çekinmeyeceğim. Korkmayacağım, bu karanlık ormanda tek başıma da kalsam neşeli bir şarkı mırıldanır hayatta kalırım ben. O şarkı bana ışığı gösterir, yalnız değilim ben; Allah var. Yola çıkalım, Allah yar.