MUŞ’UN "SESSİZ HUZURU" RAKAMLARA SIĞAR MI?

Geçtiğimiz günlerde uluslararası ekonomi devi Forbes, Türkiye’nin 81 ilini kapsayan "İş Yapmak ve Yaşamak İçin En İyi Kentler" araştırmasını yayımladı. Sonuç, Muş için tam bir hayal kırıklığı…

Muş, 29,71 puanla listenin en son sırası. Ekonomik göstergeler, istihdam verileri ve altyapı endeksleri üzerinden yapılan bu soğuk hesaplama, Muş’u "yaşanması en zor şehir" ilan ediyor. Peki, bu kağıt üzerindeki veriler, Muş’un sokaklarını, insanının sıcaklığını ve dışarıdan gelenin zamanla kurduğu o kopmaz bağı ne kadar temsil ediyor?

Forbes’un analizi, dünyayı bir Excel tablosu olarak gören küresel bir bakış açısının ürünüdür. Onlar için bir şehrin "yaşanabilirliği" kişi başına düşen AVM metrekaresi, lüks restoran sayısı veya banka mevduat hacmiyle ölçülür.

Ancak Muş’ta yaşamın bir "gönül endeksi" vardır ki, onu hiçbir algoritma hesaplayamaz. Gecenin bir vakti kapınızı kilitlemeden komşunuza gidebilmenin, çocukların sokakta korkusuzca büyümesinin bir "dolar karşılığı" var mıdır?

Muş’a tayini çıkan bir memurun, öğretmenin ya da doktorun ilk günkü "Nereye geldim?" kaygısının, ayrılık günü geldiğinde "Buradan nasıl gideceğim?" hüznüne dönüşmesini hangi istatistik açıklar?

Forbes bu araştırmayı yaparken kime sordu? Muş’un yerlisinden ziyade, buraya dışarıdan gelip yerleşenlere sorsalardı bambaşka bir tabloyla karşılaşacaklardı. Batıdaki metropollerde trafik stresinden, hava kirliliğinden ve yalnızlaşan insan kalabalığından bunalanlar için Muş, bir nefes borusudur.

Birçok kamu görevlisi, Muş’un doğallığını ve insan ilişkilerindeki o kadim samimiyeti gördükten sonra tayinini durdurmak için yollar arıyor. Şehirden ayrılanların arkasından dökülen yaşlar, Forbes’un 29 puanlık "zor şehir" etiketini aslında geçersiz kılıyor.

Elbette eksiklerimizi görmezden gelemeyiz. Gençlerimize daha fazla iş alanı açmalı, altyapımızı modernize etmeli ve sosyal imkanlarımızı artırmalıyız. Ancak bu eksikler, Muş’u Türkiye’nin "en yaşanmaz" yeri yapmaz. Aksine, Muş her geçen gün kabuğunu kıran, tarımsal potansiyeli ve genç nüfusuyla parlatılmayı bekleyen bir cevherdir.

Muş’a gelmeyen, Muş’ta bir bardak çay içmeyen, ovasının uçsuz bucaksız sarı çiğdemlerini görmeyen hiç kimse, bu şehre yaşanmaz diyemez.

Forbes’un bu araştırması, Muş’un sadece "cebini" ölçmüş, "kalbini" ise ıskalamıştır. Bizim beklentimiz, bu yanlışın sadece rakamlarla değil, sahadaki gerçek hayat tecrübeleriyle düzeltilmesidir. Muş, listenin sonu değil, Doğu’nun huzur dolu, güvenli ve yaşandıkça sevilen o gizli zirvesidir.