BİR MAÇ KAYBEDİLDİ, BİR MÜCADELE BİTMEDİ

Nesine 2. Lig Kırmızı Grup’ta bugün oynanan Muşspor – Bursaspor karşılaşması, zirve yarışını yakından ilgilendiren önemli bir mücadeleydi. Sahadan 1-0 galip ayrılan taraf Bursaspor oldu.

Muşspor, özellikle hücum hattında yakaladığı fırsatları cömertçe harcadı. Maç boyunca rakip kalede etkili anlar yakalayan sarı-beyazlı ekip, bulduğu pozisyonları değerlendiremediği gibi kazandığı duran topları da olumlu kullanamadı. Futbolda ise değerlendiremediğiniz her fırsat, rakibinize avantaj olarak döner. Nitekim bu karşılaşmada da tam olarak böyle oldu.

Bursaspor, ilk 45 dakikada yakaladığı neredeyse tek net fırsatta golü buldu. Üstelik bu golde topu kendi ağlarına gönderen isim bir Muşsporlu futbolcu oldu. Futbolun içinde bazen böyle talihsiz anlar da vardır. Ancak gerçek şu ki, Bursaspor yakaladığı fırsatı değerlendirdi ve sahadan üç puanla ayrılmayı başardı.

Geçtiğimiz sezon iki takım arasında oynanan ilk karşılaşmanın ardından bazı çevreler Muşsporlu futbolcuları “yatmakla” suçlamıştı. Bugün oynanan mücadele aslında o iddialara da en net cevabı verdi. Çünkü Bursasporlu futbolcularda çok ayakta durdu sayılmaz.

Maç sırasında ise tribünlerde yaşanan gerginlikler sporun ruhuna yakışmayan görüntülere sahne oldu. Oysa Muş, bugüne kadar deplasmana gelen pek çok takımın taraftarını dostça karşılayan ve yine aynı şekilde uğurlayan bir şehir olarak bilinir. Daha önce Muş’a gelen misafir takım taraftarlarının şehirden dostluk içinde ayrıldığına defalarca şahit olduk.

Ancak karşılaşma öncesinde ve maç sırasında bazı tribün söylemleri gerginliğin tırmanmasına neden oldu. Özellikle bazı Bursaspor taraftarlarının bölge takımlarının taraftarlarına önyargılı bir bakışla yaklaşması ve herkesi aynı şekilde değerlendiren söylemler kullanması tribünlerdeki atmosferi olumsuz etkiledi.

Unutmamak gerekir ki Muşspor da Bursaspor da bu ülkenin takımıdır. Sahadaki futbolcular da tribündeki taraftarlar da bu ülkenin insanıdır. Futbol rekabeti sahada kalmalı, tribünlerde ise dostluk ve saygı hâkim olmalıdır. Tribünleri birer nefret meydanına çevirmek, gencecik futbolcuları ve taraftarı "ateşlemek" adına ayrıştırıcı sloganlar atmak, centilmenliğin değil, olsa olsa cehaletin göstergesidir.

Öte yandan Bursaspor, Türk futbolunun köklü ve büyük kulüplerinden biridir. Yıllarca Süper Lig’de mücadele etmiş, hatta şampiyonluk yaşamış bir camiadan söz ediyoruz. Ancak bir gerçeği de görmek gerekiyor. Bir kulübün başarısı yalnızca bir kez yakalanan şampiyonlukla ölçülmez. Çünkü futbolun doğasında süreklilik vardır. Başarı tekrarlandığında gerçek başarı olur.

Bursaspor’un şampiyonluktan sonra yaşadığı düşüş ve üçüncü lige kadar gerilemesi, Türk futbolu adına da düşündürücü bir tablo oluşturmuştur. Bu nedenle bugün yeniden ayağa kalkma mücadelesi veren Bursaspor’un bulunduğu noktada önemli bir payın kulüp başkanı Enes Çelik’e ait olduğunu da kabul etmek gerekir.

Açık konuşmak gerekirse, Enes Çelik’in ortaya koyduğu yönetim ve destek olmasa bugün Bursaspor’un 2. Lig’de şampiyonluk mücadelesi vermek yerine BAL Ligi’nde kümede kalma savaşı veriyor olması da ihtimal dahilindeydi.

Muşspor karşısında aldıkları galibiyetle Bursaspor şampiyonluk yolunda çok büyük bir avantaj elde etti. Bu nedenle Bursaspor camiasını tebrik etmek gerekir.

Ancak unutmamak gerekir ki bu hikâye burada bitmiyor.

Çünkü geçen yıl olduğu gibi bu yıl da play-off yoluyla üst lige çıkma hedefi olan bir Muşspor var. Mücadeleden vazgeçmeyen, pes etmeyen ve her zaman yeniden ayağa kalkmasını bilen bir takım…

Bu yüzden kimse Muşspor’u hesapların dışında tutmasın.

Belki bugün sahadan mağlup ayrıldık, ama futbol uzun bir yolculuktur.

Ve kim bilir…

Belki de önümüzdeki sezon 1. Lig’de yeniden karşılaşırız.