Bir zamanlar “ortanın solu” denildiğinde akla işçi, köylü, emek, sosyal adalet ve kalkınma gelirdi. Bugün ise bu kavram, CHP ile Yeni Parti arasındaki siyasi miras tartışmasının gölgesinde kalmış görünüyor.
CHP’nin elinde tabela, Yeni Parti’nin elinde kadro var; fakat ortada Ecevit’in programını bugünün Türkiye’sine taşıyan güçlü ve bütünlüklü bir siyasi hat henüz görünmüyor.
CHP’nin yaşadığı tablo dikkat çekicidir. Yıllarca iktidar alternatifi olma iddiasını taşıyan bir parti, enerjisinin önemli bölümünü yönetim, kurultay ve genel başkanlık tartışmalarına harcadı. 2026’da mahkeme kararıyla CHP yönetiminin yeniden şekillenmesiyle başlayan süreç, partinin kurumsal ve siyasi sorunlarını daha görünür hâle getirdi.
Ancak mesele yalnızca yönetim tartışması değildir.
CHP; geçim sıkıntısı, kira, işsizlik ve ekonomik beklentiler karşısında güçlü, tutarlı ve uygulanabilir bir sosyal demokrat program ortaya koymak zorundadır. Ecevit’in mirasıyla övünmek kolaydır; asıl mesele, Ecevit’in programını 2026 Türkiye’sinin şartlarına uyarlayabilmektir.
Üstelik sosyal devlet yalnızca söylemle ölçülmez. Sağlık, sosyal yardımlar, konut, altyapı ve istihdam gibi alanlarda vatandaşın hayatına dokunan somut sonuçlar üzerinden değerlendirilir. Bu açıdan AK Parti’nin uzun yıllardır yürüttüğü icraat siyaseti, sosyal devlet tartışmasının önemli bir boyutunu oluşturuyor. Muhalefetin vaat ettiği politikaların da aynı şekilde uygulanabilirliği ve sonuçları üzerinden sorgulanması gerekir.
Yeni Parti açısından da temel soru değişmiyor.
Yeni bir parti kurmak, eski partiden ayrılmak ve “Türkiye ittifakı” söylemini kullanmak tek başına yeni bir siyaset üretmez. Eski kadroları başka bir tabela altında toplamak, otomatik olarak yeni bir program anlamına gelmez.
CHP geçmişin mirasına fazla yaslanıyorsa, Yeni Parti de geleceğin seçim hesabına fazla yaslanma riski taşıyor.
Biri “Biz CHP’yiz” diyerek tarihsel meşruiyet arıyor. Diğeri “Biz yeni bir Türkiye ittifakıyız” diyerek genişlemeye çalışıyor.
Oysa vatandaşın sorusu çok daha basit:
“Benim hayatımda ne değişecek?”
Siyasetin gerçek sınavı tam da burada başlıyor.
Türkiye’de iktidar da muhalefet de ekonomik hayat, sosyal devlet, istihdam ve vatandaşın refahı üzerinden değerlendirilir. Hükümetin icraatları da sonuçlarıyla birlikte tartışılmalıdır; yalnızca muhalefetin zaafları üzerinden bir başarı hikâyesi kurulamaz. İktidarın sorumluluğu ülkeyi yönetmek, muhalefetin sorumluluğu ise gerçekçi ve uygulanabilir bir alternatif ortaya koymaktır.
CHP bunu yapamıyorsa eleştirilmelidir. Yeni Parti bunu yapamıyorsa aynı ölçüde sorgulanmalıdır.
Artık mesele “ortanın solu kimde kaldı?” meselesi değildir.
Asıl mesele şudur:
Kim, Türkiye’nin ekonomik ve sosyal sorunlarına gerçek ve uygulanabilir bir program sunacak?
Çünkü tabela değişir. Genel başkan değişir. Parti bölünür. Yeni parti kurulur.
Ama vatandaşın mutfak masası yerinde kalır.
Ve siyaset, sonunda o masada sınanır.
Ecevit’in “ortanın solu” anlayışı bir zamanlar halka bir program ve gelecek tasavvuru sunuyordu. Bugün ise aynı mirasın farklı siyasi yapılar tarafından sahiplenildiği görülüyor. Fakat mirasın en önemli unsuru olan program konusunda hâlâ cevaplanması gereken sorular var.
Belki de 2026’nın siyasi gerçeği tam olarak budur:
CHP geçmişin mirasını koruduğunu söylüyor. Yeni Parti yeni bir siyaset kurduğunu iddia ediyor. Seçmen ise her ikisine de aynı soruyu soruyor: “Peki nasıl?”
Siyasetin kaderini belirleyecek olan da büyük ölçüde bu soruya verilecek cevap olacaktır.