Biraz daha felsefe yapalım dedim. Bıkmadan, usanmadan, sıkılmadan doğruyu arayalım. Sevinç ve hüzünlü arayalım ki; bu iki kavram ne kadar zıt gibi görünse de sonunda birbirini tamamlar. En mutlu en neşeli olduğumuz anları düşünelim, bu ana erişmek için her zaman çaba gösteririz. Hiç beklemediğimiz anlarda yürek o tatlı kıpırtısını göstermez mi bize, çok üzüldüğü ya da mutsuz olduğu anlarda bizim için anlamsız olsa da gülen ya da o andan zevk alanlarımız yok mu? Her zaman yalnız mıyız? kendimizin gölgesi yalnız bırakır mı bizi hiç. Bazen bu gölgeyi görmek bile hem sevinç hem hüzün verebilir insana.
İlk başta bu gölge silik bir siluettir sadece tanıyamazsınız. Belki de görmek istemezsiniz. O gölge şekilsiz ve biçimsizdir. Bazen boyu sizi aşar, bazen de yanınızda küçücük kalır. Başka insanların ışığa size ne kadar tepeden vurursa o gölge o kadar küçülür hatta bazen yok olur ama o gölgeyi kaybetmemek gerekir.
Çünkü sevincin de hüznün de kaynağı odur. O gölgeyi sevmek ona şekil vermek gerekir. Biz o gölgeye nasıl bakarsak ona nasıl şekil verirsek o da hayatımıza o şekilde yön verir.
Eğer o benliğimizin içine iyi taraflarımızı koyarsak, olduğumuz gibi iyi olmayı becerebilirsek sevinç ve hüzün arasındaki dengeyi de sağlamış oluruz. Baktığımız, gittiğimiz, çabaladığımız yol da anlamlı olur bu şekilde. Ama üzüldüğümüz ya da mutsuz olduğumuz şeyin her zaman anlamlı olması beklenemez.
Bazen artık gitmek istemez insan hep aynı yolda, yoruluruz, sendeleriz, düşeriz. İçimizden bir huzursuzluk oluşur. İşte içimizdeki bu huzursuzluğu, öfkeye dönüştürmeden yenmemiz gerekir. Kendi içimize, o gölgeye bakmalıyız yine bazen saniyelik bir an bazen de saatlerce dinlemeliyiz onu. Ama içimizdeki o hüzün sesini bastırarak yapmalıyız bunu.
Eğer gideceğimiz yerde kendi benliğimizle karşılaşacağınızı umuyorsanız hiçbir engel yıldırmamalı sizi ama gideceğiniz yerden, ulaşacağınız noktadan emin değilseniz yolu değiştirmeyi deneyebilirsiniz. Sonunda ne ile karşılaşacağınızı pek merak etmeyin çünkü insanoğlu yaşadığı müddetçe ne kadar farklı yol olursa olsun hiçbir yolun sonu gelmeyecektir. Ama sürekli engel ya da zorluklarla karşılaşıyorsunuz diye de yolumuzu değiştiremeyiz.
Çünkü sevinç ve mutluluk bizim onları kavradığımız ölçüde karşımıza çıkar ama hüzün denen duygu bir başkaldırıştır. Ne zaman insana bulaşacağını ve orada ne kadar süre duracağını bilemeyiz. Hayat işte bu ikilemde bir yoldur ve her yolda bir tercihtir. Tercihlerin kaynağında kendi benliğizdir. Tam anlamıyla kazanılmış bir benlik de sonsuzluktur. Sonsuz olan ise bu dünya ve evrendir. Yıllardır filozofların anlamaya çalıştığı bu evren önce kendimizi tanımakla ve sonra da sevinç ve hüzün gibi karışık duyguların çözümlenmesi ile oluşan açılmayı bekleyen bir kapıdır. Sadece hüzün ve sevinç ise belki de bu kapının anahtarlarından sadece biridir.