İŞ GÜVENLİĞİ UZMANLARI GÜNAH KEÇİSİ DEĞİLDİR

Türkiye’de bir iş kazası yaşandığında tablo hep aynıdır:
Önce bir facia, ardından hızla bir suçlu arayışı…
Ve çoğu zaman hedef tahtasına konulan kişi: İş Güvenliği Uzmanı.

Oysa 2012 yılında yürürlüğe giren 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, iş güvenliği uzmanlarını cezalandırmak için değil, iş kazalarını önlemek için çıkarılmıştır. Ancak bugün gelinen noktada, kanunun açık hükümlerine rağmen uygulamada büyük bir sapma yaşanmaktadır.

Kanun Ne Diyor?

6331 sayılı Kanun’un 4. maddesi çok nettir:

“İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlüdür.”

Aynı maddede;
risklerin önlenmesi, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, organizasyonun yapılması ve önlemlerin uygulanması doğrudan işverenin sorumluluğu olarak tanımlanmıştır.

Peki iş güvenliği uzmanı?

Kanun’un 8. maddesi, iş güvenliği uzmanlarını:

“İşverene rehberlik ve danışmanlık yapan kişiler”
olarak tanımlar.

Ayrıca açıkça belirtilir ki;
iş güvenliği uzmanlarının yaptırım gücü yoktur.
Üretimi durdurma, yatırım yaptırma, ekipman alma gibi yetkiler uzmanlara değil, işverene aittir.

Peki Uygulamada Ne Oluyor?

Yasa bu kadar açıkken, yaşanan her iş kazası sonrası iş güvenliği uzmanlarının gözaltına alınması, tutuklanması ve hapis tehdidiyle karşı karşıya bırakılması, hukuki değil alışkanlık hâline gelmiş bir refleksin sonucudur.

İş güvenliği uzmanı;

  • Ne bütçe kullanabilir
  • Ne işçiyi işe alır
  • Ne ekipman satın alır
  • Ne de işverene yaptırım uygular
  • Ne işi durdurabilir

Buna rağmen asli ya da tali kusurlu gibi yargılanmaktadır.
Bu durum, yalnızca hukuka değil, 6331 sayılı Kanun’un ruhuna da aykırıdır.

Uzman Baskı Altında Çalışıyor

Kanun’un 6. maddesi, iş güvenliği hizmetlerinin işverence sağlanacağını söyler. Yani uzman, ücretini işverenden alır. Bu durum uygulamada ciddi bir soruna yol açmaktadır:

Uzman, rapor yazarken işini kaybetme korkusu yaşar.
Eksikleri açıkça dile getirdiğinde baskıya maruz kalır.
Bağımsız hareket edemez.

Bu nedenle iş güvenliği uzmanlarının, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı, güvenceli ve bağımsız bir yapıya kavuşturulması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Avrupa 1800’lerde Başladı, Biz Hâlâ Tartışıyoruz.

Avrupa ülkelerinde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı 1800’lü yıllarda uygulanmaya başlanmıştır. Türkiye ise ancak 2012’de bu alanda kapsamlı bir kanun çıkarabilmiştir. Sorun kanunun varlığı değil, uygulanmamasıdır.

Her yıl:

  • Binlerce işçi iş kazalarında hayatını kaybediyor
  • On binlercesi meslek hastalıklarıyla mücadele ediyor

Ve biz hâlâ bu ölümleri “kader” kavramıyla açıklamaya çalışıyoruz. Oysa 6331 sayılı Kanun’un 1. maddesi, bu ölümlerin önlenmesini temel amaç olarak ortaya koymuştur.

Çözüm Nerede?

  • İş güvenliği uzmanlarının cezai sorumluluğu net çizgilerle tanımlanmalıdır
  • Uzmanlar için tutuklama ve hapis tehdidi istisna hâline getirilmelidir
  • Denetimler uzmanlar üzerinden değil, işverenler üzerinden yürütülmelidir
  • İş sağlığı ve güvenliği bilinci okul çağından itibaren kazandırılmalıdır

Şunu artık açıkça söylemek gerekir:
İş güvenliği uzmanını susturursanız, risk konuşur.
Uzmanı korkutursanız, bedelini işçi öder.

İş güvenliği bir maliyet değildir.
İş güvenliği, devletin ve toplumun insan hayatına verdiği değerin göstergesidir.