Sığınmak demek, bir süreliğine karnının doyurulup üzerine bir battaniye verilmesi. Bir nevi zoraki konaklamak. Misafirliğin kısası makbul sözünden yola çıkarak sığındırdığımız misafirin gitmesi için saate bakıp hatta daha da ileri giderek çabuk gitmesi için ayakkabısına tuz dökmek insanlığın genelinde mevcut. Misafir seven bir milletiz ama çabuk gitmesini de arzu ederiz. Anlamak için kulak kabarttığımızda hiç bir sözcüğün masum olmadığını görürüz. Anlamak bir yana yargılamak hep ilk eylemimiz olmuştur. Çünkü insanoğlu fıtratı gereği kolay olanı seçer ve anlamak istediği yerden dinler. Hiç kimse koltuğuna oturup kahvesini yudumlarken tavandan gelecek bir bomba, ya da camları yere indiren, savaşı andıran ama aslında canlıyı direk hedef alan silah seslerinden hoşlanmaz. Gitsinler diye ayaklanıyor kampanyalar başlatıyoruz. Gitsinler elbette, misafirliğin kısa olanı makbul lakin gitmeleri kimin işine yarar, kalmaları kimin? Tartışmaya açık. İçişleri bakan yardımcısı Çataklı, bugün ki açıklamasında belirttiği gibi ülkemize İslam Coğrafyasından her yıl yaklaşık dört milyon 512 bin turistin geldiği ve bu turistlerin yarısından çoğunun esmer tenli olduğu gözardı edilerek her esmer tenliyi göçmen zanneden bir zihin algısı oluştu.
Hayatın pahalılığı göçmenlerden oluşmuyor. Tam tersine, üç kuruşa ağır işlerde çalıştırılan göçmenler gidince görülecek asıl pahalılık. Herkes uzmanı olduğu alanda kulaç atsa ülkenin çöküşünü beklemek yerine yükselişini seyrediyor olacağız. Suriyeliler geldiğinden beri iş bulamamaktan yakınan, çalışmaktan aciz, cehalet hırkasını çıkaramayan bir gurup insan kisvetlileri, onların ülkemize gelmeden önce de zaten çalışmıyor olduklarını unutup, iş beğenmeyip, vasfına bakmaksızın dolgun bir maaş, hafta sonu tatili, yıllık tatil imkanı sunan iş hayalini sadece hayallerinde tutmaktan bir adım öte gidemeyenler ellerinden gelen provoke eylemlerle sığınmacılar gitsin protestosu ile halkı galeyana getiriyorlar. Burada yine sosyal medya kirliliği başı çekiyor. Her İnsan topluluğunda olduğu gibi Suriyelilerin arasında da tabii ki hırsızı, katili, haddini aşan hadsizler, sığınmacı olduğunu unutup ülkenin düzenini bozmaya çalışanlarda yok değil. Asıl olan gerçek, kurunun yanında yaşında yanması. Eleştirel olarak bakıldığında yasalarının acımasız oluşu ellerini kollarını bağlıyor. Sadece kadınların ve çocukların sığınmacı olarak ülkemize gelip erkeklerin orada toprakları için savaşmaları gerekirmiydi evet gerekirdi ama acımasız yasaları sorgusuz sualsiz onları hapse attırıp başları kesilmek üzere idam kararı çıkartıyorlar. Bu acımasız karar sığınmacıların gitmek arzuları olsa bile korkularının daha ağır bastığını gösteriyor. Yoksa bülbülü altın kafese koymuşlar ille de vatanım demiş. Kimse kendisine ait olmayan bir yerde hele de onlara bir katil, sapık, hırsızmış gibi bakan yüzlerce gözler arasında hayatını sürdürmek istemez. Kaldı ki bizim aramızda da ne yazık ki Suriyeli kadınları seks kölesi olarak gören fırsatçılar yok değil. Bunu kimse açık yüreklilikle dile getiremiyor.
İçeriden huzursuzluk çıkararak, bütün sorunların sebebini göçmenlermiş gibi göstermek, zihin algısı oyunlarla seçimleri etkilemeye yönelik hazırlık yapıldığını anlamak için alim olmaya gerek yok. Ayrıca, bu provoke eylemlerle Türkiye'nin turizm sektörünü olumsuz etkilemeye çalıştıkları gözlerden kaçmayacak kadar acı bir gerçek. Yalan söylemekten sakınmayan mitomani hastalarının ne yazık ki henüz tedavisi yok.
Sosyal medyada zihin algısı ile kampanyalar ve akımlar başlatan hesaplar incelendiğinde, bu paylaşımların yüzde 42'sinin bot hesaplar tarafından yapıldığı tespit edildi. Bu bot hesaplar incelendiğinde ise yüzde 31'nin FETÖ yanlısı hesaplar olduğu görüldü.
Suriyelilerin ülkelerine dönmesi kiracıların işine gelecek, ev sahipleri muhtemelen epey zaman acımasızca yaptıkları zammın sert bir duvara toslamak kadar acı olduğu iç hesaplaşmaları ile çarpışacaklar. İş verenler asgari ücretin bile altında sigorta yaptırmadan çalıştırdıkları sığınmacıların yokluğuna epey bir süre alışamayacak, gece gündüz yanan tekstil atölyelerinin ışıkları belki de uzunca bir süre yanmayacak. Ülkemizde bir sakinlik sükunet olacak mı evet olacak ama sabır acı olsa da meyvesi tatlı olduğu için gitsinler diye haykırdığımız, gözleri gözlerimize bakarken içinden keder akan küçük çocukları ateş altına gönderdiğimizi de unutmadan, duyduklarımızın sesi ile değil vicdanımızın sesi ile hareket etmemiz gerektiğini gözardı edemeyiz. “Çünkü hayat, nadiren adil.”