Depremde vefat eden insanımıza Rabbim rahmet etsin. Allah böyle acıları bir daha göstermesin. Depremin ardından vefat eden binlerce insanımızın tesellisi oluyor, günler sonra enkaz altından çıkanlar. Azda olsa seviniyoruz. Bir canda bir candır diye. Acı, kan, gözyaşı ve çaresizlik. Hepsi bir arada. Bunların üstesinden nasıl gelinecek! Zor ama beklemek çare midir? Hayır. “Bir şey bütün bütün elde edilmezse, bütün bütünde terk edilmez.” Hem yetkililer ve hem de kendisini duyarlı zanneden insanımıza hitaben güzel bir sosyal kural ve kaide, bu kaideden yola çıkarak ne kadar ve nereye kadar deyip bir şeyler yapmak… Esasında bu günden sonra deprem kendisini belli edecek. Leş kargası nevinden bazı kişilik ve vicdan fukarası insanlar… Ki, ben onlara insan demekten utanıyorum.  Bunlar depremzedeye sağlanan yardım musluğunun başına geçip o imkânları kendisine ve dolayısıyla artanı da yakınlarına çevirecek. Kendisine düşen yardım imkânın kat kat fazlasını alıp artanı da anasına, babasına, kardeşine ve hatta daha dünyaya gelmemiş bebeğine bile bir şeyler devşirecek. O namussuzlar, yaptıkları o haksızlığın kılıfını da biliyorlar. Kısacası vicdan yoksunu insanlar ortalıkta kol gezecek. Esas deprem bundan sonra başlayacak. Bunları söylerken ezbere konuşmuyorum. 1966 Varto depremini yaşadım. O yıllarda Bayındırlık Müdürlüğünü deprem Müdürlüğü olarak bilirdik. Deprem Müdürlüğünden yedi sülalesini depremzede gösterip inşaat malzemesi alan alana idi. Geri iade edilmesi lazım gelen çadır gibi malzemeler elden ele satılıp yaylarda kullanıldı. 1999 Adapazarı depreminde, o bölgede oturmadığı halde bir yolunu bulup evraklar tanzim ederek o kadar çok yardım alanlar oldu ki; Adam kayırma konusu zaten başlı başına bir dert. O herkesçe malum! işin enteresan yanı; bu adam kayırma her kesimde var. Falan yetkilinin, elini uzatması için bir gurup adamı var. O adamların da adamları var. Ardından adamının da adamı… Böylece mutluluk zinciri uzayıp gidiyor… Vicdansızlığın adresi yok. Her kesimden, her düşünce ve fikir dünyasından çıkar bu vicdansız tayfası. İhtiyaç sahiplerinden ziyade kendisine ve kendi gölgesindekilere öncelik tanır. Ben onlara leş kargaları diyorum!  Onlar akbaba. Siz değerli okuyucularıma olan saygımdan dolayı terbiyem müsaade etmiyor. Yoksa o akbaba gurubu daha ağır ifadelere layıktır. O fakir fukaranın hakkını gasp eden alçaklar çok çok ağır ifadelere layıktır. Deprem yardımlarına kadar gitmeye lüzum yok. Tarımda devletin teşvik desteğinde dönen dolapları herkes biliyor. Geçenlerde Hükümet Konağı PTT sinden ‘’ e devlet ‘’ şifresi almak için sırada beklerken tanıdığım bir vatandaşla yan yanayız. Ne için geldiğini sordum. Elektrik yardımı için bekliyor. Maddi durumu da çok çok iyi bir vatandaş. Adam o kadar pişkin ki, bana da nasıl alacağının yolunu tarif ediyor. Diyeceğim o ki; vatandaş duyarlı ve vicdanlı olması lazım. Keşke şu adam kayırma işi olmasaydı. Ama gel gör ki öyle bir içimize işlemiş ki sosyal yapımızın her alanında rastlamak mümkün. Sanki olmazsa olmaz gibi bir şey. İşin garip tarafı; herkes şikâyetçi ama herkes de bir yerlerde adamını arıyor. Kendisine iltimas için. Sorduğun zamanda: Ama abi her kes yapıyor. Ben niye yapmayayım. Ya kardeş hani sen Müslümansın! Hani sen adaleti temsil eden Kur’an’a inanmış bir insansın. Hani sen Allah’a hesap vermeye inanan bir insansın. Nerede kaldı bunlar? Cevap; ses yok… Adam ardından da ekliyor, “Allah affetsin. Abi suçluyuz.” Yapma kardeşim. Bu kul hakkıdır. Vallahi kul hakkıdır, Billahi de kul hakkıdır.  Bizden binlerce km uzakta Kur’an’a bir hakaret olunca biz buradan nara atıyoruz. Vay efendim nasıl Kur’an’a hakaret edersin. (İsviçre’de Kur’an yakma olayını herkes bilir.) diye mitingler bile tertip edersin… Güzel eyvallah. Alkışlıyoruz… Ama kardeş o adam kuranın içeriğine karşı lakayt. Sen ise uygulamalarına karşı lakayt… Çok benzer tarafları var... Her neyse konu biraz dışına taştı. Maalesef kanayan yaramız. İstiklal Marşımızın yazarı Üstat Mehmet Akif Ersoy’un tabiriyle Kur’an’ı sadece duvara asmak ya da mezarda okumak için kabul ediyoruz gibi bir şey… Evet, belki sözümüz bütün insanlara geçmez ama kendimize geçer... Biz, adam kayırmaktan ve adaletsizlikten uzak duralım. Hiç olmazsa biz kendi kapımızın önünü temizleyelim. Güzellikler bulaşıcıdır. Başkalarında geçer. Depremzedelere uzana ellerde gayretli olalım. Adamcılık orada işlemesin. Zaten adam alabileceğinden kat kat büyük bir yara almış. Çok yakını belki birçok yakınını kaybetmiş. Hiç olmazsa devamında kendisine uzanacak ellerden yara almasın. Bu konu oldukça uzun ama köşemizde ancak bu kadar dert yanarak yazabildik.  Büyük felaketlerin vereceği derste büyük olması lazım. Aynı ölçekte olsun. İNSANLIĞIMIZI VE İSLAMLIĞIMIZI vicdan ışığı altında her zaman muhasebe edelim. Varsa eğer. Selam ve dua