HABER49- Vanlı cilt ustası Mehmet İzci, gelişen teknolojiye ve azalan okuma alışkanlığına rağmen 47 yıllık zanaatını yaşatmak için mücadelesini sürdürüyor.
Yerel bir gazetede 1979 yılında çırak olarak adım attığı mücellitlik (ciltçilik) mesleğinde bugün kentin "son cilt ustası" unvanını taşıyan 58 yaşındaki Mehmet İzci, küçük atölyesinde geçmişin izlerini taşıyan pres ve giyotin makineleriyle çalışmaya devam ediyor. Günümüzde seri üretim ve dijital baskıların gölgesinde kalan el işçiliği ciltleme sanatını büyük bir titizlikle sürdüren usta, her biri birer kültürel miras niteliği taşıyan kitapları ve yıpranmış sayfaları büyük bir sabırla bir araya getirerek adeta birer sanat eserine dönüştürüyor. 47 yıldır bu mesleği sürdüren İzci, eski ekipmanlarıyla zamana meydan okuyor. Konuşan Mehmet İzci, mesleğe başladığı yıllarda gazete ve kitaplara olan ilginin çok yoğun olduğunu belirtti. Dijitalleşmenin zanaatını bitme noktasına getirdiğini ifade eden İzci, "Eskiden gazetelerin verdiği kitaplar vardı; okuma, o zamanlar daha güzeldi. Şimdi insanlar okumuyor, her şey internete bağlı. Kitaplar bitmiş, mücellit işi bitmiş.
Ben bu işi bırakırsam, zaten mücellit işi Van'da tamamen bitecek. Meslekte çırak da yetişmiyor. En son oğlum yanımda çırak olarak çalışıyordu. O da iş olmadığı için başka işlere yönelmek zorunda kaldı" dedi. "Yıpranan Kur'an-ı Kerim kapağını ciltliyorum" Geçmişteki okuma kültürüne özlem duyduğunu dile getiren İzci, "Şu an bazı kurumlar, vatandaşlar ve matbaalar bana iş getiriyor. Özellikle yıpranan Kur'an-ı Kerim kapağını ciltliyorum. Artık bu mücellit işiyle kimse uğraşmıyor, bu işi bilen yok. Gittikçe bitiyor zaten. Benim de ekipmanlarımın hepsi eski model. Mesela buradaki pres ve giyotin makineleri çok eskidir. Aslında daha iyi işler yapabilirim, hatta daha iyi insanlar yetiştirebilirim ama imkân yok. Gelip burada birini yetiştirmek zor" diye konuştu. "Ölünceye kadar devam edeceğim" Batı illerinden gelen teklifleri geri çevirerek Van'da kalmayı tercih ettiğini söyleyen İzci, sözlerini şöyle sürdürdü: "Okuma alışkanlığı bitince her şey ortadan kalktı. Eskiden herkesin elinde bir kitap vardı. Gazeteler gece gelirdi; millet gazete alıp okumak için beklerdi. Şimdi öyle bir şey yok, kimsenin umurunda değil. Bugün kütüphaneye gitsen, içeride okuyacak düzgün 20 kişi bulamazsın. Ölünceye kadar devam edeceğim. Ömrümü bu işe vermişim; yaklaşık 45 yıldır bu işi yapıyorum zaten. Memleketim için sonuna kadar da yapacağım inşallah. Daha önceden 'Gel bu işi buralarda yap' diye teklifler geldi; İzmir gibi, Kocaeli gibi illerden istediler. Gitmedim, yapmadım. Orada olsa belki daha iyi olurdu ama kendi memleketimi bırakmadım."