Ortadoğu’da hiçbir çatışma kendiliğinden başlamaz. Hele ki Halep gibi tarihsel, stratejik ve demografik dengelerin merkezinde yer alan bir bölgede yaşanan hareketlilik, mutlaka daha büyük bir resmin parçasıdır.
Son günlerde Halep çevresinde yeniden alevlenen çatışmalar, sahadaki bazı unsurlar eliyle yürütülüyor gibi görünse de, arka planı dikkatle okuyanlar için tablo nettir: Türkiye’nin Suriye sahasında artan etkisi, bölgeyi dizayn etmek isteyen aktörleri ciddi biçimde rahatsız etmektedir.
Türkiye, sadece sınır güvenliği değil; Suriye’nin toprak bütünlüğü, göç baskısının azaltılması ve terör koridorunun parçalanması adına sahada etkin bir politika izlemektedir. Bu etki arttıkça, Türkiye’yi çevrelemek isteyen odaklar da boş durmamaktadır.
Özellikle İsrail’in bu süreçten duyduğu rahatsızlık gizlenemez bir noktaya ulaşmıştır. Çünkü Türkiye’nin güçlü olduğu bir Suriye, İsrail’in uzun vadeli bölgesel projeleriyle örtüşmemektedir.
Yıllardır dillendirilen “Fırat’tan Nil’e uzanan etki alanı” hayali, yalnızca askeri yöntemlerle değil; fitne, vekil unsurlar ve terör örgütleri üzerinden yürütülen çok katmanlı bir stratejiye dayanmaktadır. Sahada görünen aktörler değişse de, finansman ve yönlendirme merkezleri çoğu zaman aynıdır.
Bu nedenle Halep’te yaşanan çatışmaları yalnızca yerel bir güvenlik sorunu olarak okumak büyük bir yanılgı olur. Bu, Türkiye’nin Suriye’de kurmaya çalıştığı dengeye verilen dolaylı bir mesajdır.
Terör örgütlerinin zaman zaman “yerel aktör” gibi pazarlanması, zaman zaman “müttefik” kılıfına sokulması da bu oyunun bir parçasıdır. Amaç açıktır: Bölgeyi istikrarsız tutmak, Türkiye’nin nüfuz alanını daraltmak ve Ortadoğu’yu sürekli kanayan bir fay hattı olarak muhafaza etmek.
Ancak gözden kaçırılan bir gerçek var.
Türkiye artık eski Türkiye değildir. Sahayı okuyan, hamleyi önden gören ve yalnızca askeri değil diplomatik, ekonomik ve istihbari araçları birlikte kullanan bir devlet aklı söz konusudur.
Bugün Halep’te kımıldayan her taş, yarın daha büyük hesapların habercisi olabilir. Ama bu kez denklemin merkezinde pasif bir Türkiye yoktur. Türkiye, oyunu bozan aktördür ve bu durum, bölgeyi kaos üzerinden şekillendirmek isteyenleri en çok rahatsız eden gerçektir.
Ortadoğu’da fitne üretenler çoktur; ancak artık bu fitnenin tutmadığı bir eşik aşılmıştır. Sahada kurulan her tezgâh, masada bir gün mutlaka bozulacaktır.
Ve bu coğrafyada, haritalar cetvelle değil; milletlerin iradesiyle çizilecektir.