MUŞ’UN "SU" SINAVI: KOMPLO TEORİLERİ Mİ, MUSLUKTAKİ GERÇEK Mİ?
Muş son günlerde tarihinin en yoğun ve en "kokulu" tartışmalarından birini yaşıyor. Belediye Başkanı Sırrı Söylemez’in basın karşısına geçerek yaptığı "komplo" açıklaması, bir yandan siyasi bir direnci temsil ederken diğer yandan vatandaşın mutfağındaki gerçekle çarpışıyor. Şehrin sokaklarında, kahvehanelerinde ve sosyal medya mecralarında tek bir soru yankılanıyor, "Eğer her şey normalse, bu koku neden?"
Sayın Başkan, göreve geldikleri günden beri yaptıkları personel takviyelerini, arıtma tesisi için verilen mücadeleyi ve DSİ ile yaşanan süreçleri bir bir anlattı. Kuşkusuz, bir belediyenin "insan odaklı" yatırım yapması, kirli su kaynaklarını iptal etmesi takdire şayandır. Ancak burada kaçırılan bir nokta var, halkın şikayeti siyasi bir manevra değil, biyolojik bir tepkidir.
Örneğin, bir anne çocuğuna su içirirken o bardaktan gelen ağır kokuyu duyuyorsa, ona "Bu bir komplodur" demek annenin endişesini gidermez. Vatandaş, analiz raporlarındaki teknik terimlere değil, bardağına doldurduğu suyun berraklığına ve kokusuna bakar.
Tartışmanın sağlıklı bir zemine oturması için şu noktaların netleşmesi gerekiyor:
1. Sayın Başkan, aynı suyun çevre ilçelere de verildiğini ve oralarda sorun olmadığını belirterek bir "hedef gösterme" iddiasında bulunuyor. Peki, şebeke hatlarındaki eskiyen borular veya Muş merkezdeki lokal bir kirlenme ihtimali neden göz ardı ediliyor? Sorun suyun kaynağında değil, evimize ulaşan o kilometrelerce uzunluktaki borularda olamaz mı?
2. Sağlık Müdürlüğü’nün sonuçları eğer temizse, belediyenin kendi aldığı numunelerin sonuçlarını "şeffaf bir panelde" günlük olarak halkla paylaşması gerekmez miydi? Sessiz kalınan her saat, dedikodunun büyümesine zemin hazırlar.
3. Kimya mühendisleri ve laborantların işe alınmış olması sevindiricidir. Ancak bu ekibin öncelikli görevi "komployu deşifre etmek" değil, kokunun kaynağını (yosunlaşma mı, atık sızıntısı mı, klorlama hatası mı?) tespit edip teknik bir raporla halkı teskin etmektir.
Bir gazetecinin veya bir vatandaşın "Su kokuyor" demesi, belediyeye darbe girişimi değildir. Aksine, yerel yönetime eksiklerini gidermesi için verilen bir fırsattır. Başkan Söylemez’in "Biz halkın iradesiyiz" vurgusu değerlidir, ancak halkın iradesini korumak, halkın sağlığına dair en küçük şüpheyi bile ciddiyetle, kızmadan ve ötekileştirmeden incelemeyi gerektirir.
2026 yılı Muş’unda artık "su var mı yok mu" tartışmasını değil, "dünya standartlarında su nasıl içilir" konusunu konuşuyor olmalıydık. Kurumlar arası kopukluklar halkın sorunu değildir. Halk, musluğu açtığında tereddüt etmeden o suyu içmek ister.
Gelin, "komplo" söylemlerini bir kenara bırakalım. Sahaya inen, kokunun geldiği mahallelerden numuneleri halkın gözü önünde alan ve sonucu açık yüreklilikle paylaşan bir yönetim anlayışını hayata geçirelim. Muş halkı vefalıdır, hatayı da görür, gayreti de takdir eder. Ama kokuyu görmezden gelmek, en büyük iletişim hatasıdır.