HABER49- Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) tarafından İstanbul’da düzenlenen ve iki gün süren İklim Haberciliği Konferansı tamamlandı. Konferansa aralarında Muş Gazeteciler Cemiyeti Başkanı ve TGC’nin Muş temsilcisi Emrullah Özbey’in de yer aldığı yaygın ve yerel basından 60 gazeteci katıldı.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (10)

29 Eylül Salı günü başlayan konferansta iklim değişikliğinin nedenleri ve sonuçlarından enerji ve ekonomiye, sağlıktan iklim politikalarına, COP sürecinden kaynak, veri ve doğrulamaya kadar pek çok konu gazetecilik açısından ele alındı.

Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Seçer ve 58 kişi yolsuzluk iddiasıyla gözaltında
Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Seçer ve 58 kişi yolsuzluk iddiasıyla gözaltında
İçeriği Görüntüle

TGC Başkanı Vahap Munyar’ın açılış konuşmasıyla başlayan ve dokuz oturumdan oluşan konferansta iklim krizinin boyutu, alınacak önlemlerle iklim haberciliği konusunda uzmanlaşmanın önemine dikkat çekildi.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (8)

VAHAP MUNYAR: GAZETECİLERİN GÜVENLİĞİNİN SAĞLANMASINI İSTİYORUZ

“Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak dünyanın neresinde olursa olsun gazetecilerin güvenliğinin sağlanmasını, mesleklerini özgürce yapabilmelerini ve gazetecilere yönelik saldırıların soruşturulmasını, sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz” diyen Munyar, şöyle konuştu:

“Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, 1946’dan bu yana gazetecilik mesleğinin gelişmesi ve gazetecilerin haklarının korunması için çalışmalarını sürdürüyor. Gazetecilerin çalışma koşullarından özlük haklarına, basın kartı sorunlarından mesleki etik konularına kadar gazetecilerin karşılaştığı sorunları takip ediyor, ilgili kurumlarla görüşmeler yapıyor, gerektiğinde hukuki ve kurumsal girişimlerde bulunuyoruz. Gazetecilerin yalnız olmadığını hissetmesi bizim için önemli. Bir meslektaşımızın tutuklanması, gözaltına alınması, tehdit edilmesi ya da yalnızca yaptığı haber nedeniyle hukuki bir sorunla karşılaşması durumunda süreci yakından izliyor, görüşlerimizi kamuoyuyla paylaşıyoruz. Meslektaşlarımıza hukuki destek sağlıyoruz. Gazetecilerin davalarını izliyor, tutuklanan meslektaşlarımızı cezaevlerinde ziyaret ediyoruz. Gazeteciliğin bugün karşı karşıya olduğu yeni sorunları; dijital medya, dron haberciliği, yapay zekâ, haber güvenilirliği ve iklim krizi gibi başlıkları meslektaşlarımızla birlikte ele alıyoruz. Bugünkü konferans konumuz iklim haberciliği. Türkiye, kuraklık, su kaynaklarının azalması, orman yangınları, aşırı sıcaklar, seller, taşkınlar ve tarımsal üretimde yaşanan sorunlar gibi iklim krizinin etkilerini giderek daha fazla hissediyor. Bu sorunlar yalnızca çevre başlığı altında değerlendirilemez. Suya, gıdaya, tarıma, enerjiye, kent yaşamına, sağlığa ve ekonomiye doğrudan etkileri var. Kasım ayında Türkiye açısından önemli bir uluslararası gündem de Antalya’da gerçekleştirilecek COP zirvesi olacak. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya EXPO Center'da düzenlenecek. Bu toplantının gündemi, sonuçlarıyla ilgili görüşler konferansımızda da ele alınacak. Türkiye’nin iklim politikalarının, iklim değişikliğiyle mücadele ve uyum çalışmalarının uluslararası düzeyde ele alınacağı bu zirve, gazeteciler açısından da önemli bir sorumluluk alanı oluşturuyor. Gazeteci, iklim krizini yalnızca bir felaket yaşandığında haber yapan kişi olmamalı. Sorunun nedenlerini, bilimsel verileri ve alınması gereken önlemleri de kamuoyuna anlatmalı. Gazetecilik burada yalnızca yaşananı aktarmakla sınırlı değil. Kamu kurumlarının aldığı kararları, uygulanan politikaları, verilen sözleri ve yapılan yatırımları takip etmek; gerektiğinde soru sormak da gazetecinin görevi. Bildiğiniz gibi savaşların da çevreye ve iklime ağır maliyetleri var. Bu noktada size Gazze’de kaybettiğimiz meslektaşlarımızla ilgili bilgi vermek istiyorum. Gazze'deki hükümetin Medya Ofisi’nden yapılan açıklamada, İsrail'in Ekim 2023'ten bu yana düzenlediği saldırılarda 262 basın mensubunun hayatını kaybettiğini, 433'ten fazlasının yaralandığı belirtildi. Ölen meslektaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Yaralılara acil şifa diliyoruz. İsrail’in sivil halka ve gazetecilere yönelik saldırılarını kınıyoruz. Gazeteciler, çatışma bölgelerinde toplumun tanıklığını dünyaya ulaştıran insanlar. Onların güvenliği sağlanmadan gerçeklerin ortaya çıkması ve kamuoyunun doğru bilgiye ulaşması da mümkün değil. Bu nedenle Türkiye Gazeteciler Cemiyeti olarak dünyanın neresinde olursa olsun gazetecilerin güvenliğinin sağlanmasını, mesleklerini özgürce yapabilmelerini ve gazetecilere yönelik saldırıların soruşturulmasını, sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (7)

SİBEL GÜNEŞ: İKLİM HABERCİLİĞİ BAĞIMSIZ GAZETECİLİK MESELESİDİR

Konferansın düzenlenme amacı hakkında bilgi veren TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş de “iklim haberciliğinde uzmanlaşmaya ihtiyacımız var” diyerek, şunları söyledi:

“Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi de bize bu konuda çok açık bir sorumluluk yüklüyor. Bildirgemizde gazetecinin temiz bir çevrenin ve sürdürülebilir kalkınmanın insanın yaşam hakkının temelinde yer aldığının bilincinde olması gerektiği belirtiliyor. İklim değişikliğinin nedenleri ve olası sonuçları konusunda yurttaşları bilgilendirmek, kamusal farkındalık yaratmak gazetecinin sorumlulukları arasında sayılıyor. Bununla da yetinilmiyor. Çevrenin korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele konusunda toplumu bilinçlendirmek, çözüm konusunda bilgilendirici yayınlar yapmak, iktidarları uyarmak ve denetlemek de gazetecinin görevleri arasında gösteriliyor. Ve çok önemli bir başka nokta var: Gazetecinin hükümetlerin, şirketlerin veya herhangi bir güç odağının yönlendirmesiyle hareket etmemesi gerektiği açıkça ifade ediliyor. Bence bugün iklim haberciliğini konuşurken bu cümle üzerinde özellikle durmamız gerekiyor. Çünkü iklim haberciliği aynı zamanda bağımsız gazetecilik meselesidir. Enerji yatırımlarını, madenleri, tarım politikalarını, su kaynaklarını, imar kararlarını, büyük altyapı projelerini ve şirketlerin çevre üzerindeki etkilerini haberleştirirken gazetecinin kamu yararını gözetmesi gerekiyor.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (5)

KONFERANSIN İLK OTURUMUNUN KONUSU İKLİM HABERCİLİĞİ VE ETİK OLDU

Konferansın ilk oturumunda “Türkiye’de İklim Haberciliği ve Etik” konusu ele alındı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı İhsan Yılmaz’ın moderatörlüğündeki oturumda Deutsche Welle Türkçe Muhabiri Serkan Ocak ile Ekonomi Gazetesi Yazarı Didem Eryar Ünlü konuşmacı olarak yer aldı.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (4)

İHSAN YILMAZ: TÜRKİYE’DE YETERLİ SAYIDA İKLİM GAZETECİSİ NE YAZIK Kİ YOK

TGC Başkan Yardımcısı İhsan Yılmaz iklim konusunun uzun yıllar sadece dar bir çevrenin mücadele verdiği bir konu olduğunu hatırlatarak şöyle devam etti:

“Bilimsel konferanslarda konuşulur, çevre felaketi olduğunda bir süre gündeme gelirdi. Şimdi ise ekonomiden sağlığa, enerjiden tarıma kadar hayatımızın her alanında. Ben de tarım ve gıda haberlerine ilgim nedeniyle iklim değişikliğinin tarıma büyük etkisini çok net görüyorum. Ancak hala ‘dolu vurdu, sel oldu, kuraklık yaşandı, dere kurudu’ gibi basit döngüde haberler anlatılıyor. Arka planına bakacak, derinlemesine analiz edecek deneyime sahip yeterli sayıda iklim gazetecisi maalesef yok.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (3)

SERKAN OCAK: FELAKET HABERCİLİĞİ DEĞİL, İKLİM HABERCİLİĞİ YAPMALIYIZ

Oturumda konuşan DW Türkçe muhabiri Serkan Ocak ise çevre ve iklim haberciliği konusunda deneyimlerini paylaştı.

Ocak, “Uzun yıllardır çevre ve iklim haberciliği yapıyorum. Eskiden 20 dakikalık videolarla haberlerimizi yaparken artık 60 saniye, 90 saniyede haberi anlatmaya çalışıyoruz. İklim haberciliğinde ‘kimse bu habere bakmaz’ dememeliyiz. Haberi sunarsanız, onun kıymeti anlaşılabiliyor. Bu alan zor bir alan, yerelde daha da zor olduğunu biliyorum. Dünyanın ısınma sorununa çare bulunamıyor. İklim krizine bağlı olarak birçok felaket olmaya başladı. Buzul kütlesinin kopmasına bağlı olarak Nepal’de, Tibet’te binlerce insan kayboldu, öldü. İklim habercisi olarak olaylara bakarken habercinin ilk sorusu ‘Bu olayın iklim değişikliği ilişkisi var mı’ olmalı. Bir başka önemli nokta da felaket haberciliği mi, iklim haberciliği mi diye sormalıyız. Sadece felaketleri duyurmak yeterli değil, çözümleri de kamuoyuna aktarmalıyız. Özellikle şirketlerle iklim haberciliği konusunda haber yaparken dikkatli olmalıyız. Bir şirket ‘yeni yatırımımız çevre dostu’ diyorsa ‘Kim finanse ediyor, kim yararlanıyor, vatandaş nasıl etkileniyor?’ diye sormalıyız. Gazeteci ile aktivist arasındaki ayrımı farkında olmalıyız. Çünkü gazeteci sorar, araştırır, doğrular, hesap sorar. Aktivist savunur, kampanya yürütür, harekete geçirir. İkisi de değerli olabilir. Ama aynı şey değildir. Ayrıca haberlerimizi yaparken mağduru suçlamaktan kaçınmalıyız. İnsanların acılarını haberleştirirken, göstermek ile sömürmek arasındaki çizgiyi geçmemeliyiz” diye konuştu.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (1)

DİDEM ERYAR ÜNLÜ: İKLİM KONUSUNDA ŞİRKETLER SÖZÜNÜ TUTUYOR MU?

Ekonomi Gazetesi yazarı Didem Eryar Ünlü ise konuşmasında iklim haberciliğine başlama süreciyle ilgili bilgi verdi ve şirketlerle haber yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Ünlü, şu ifadeleri kullandı:

“Çok uzun yıllar ekonomi gazeteciliği yaptım. Sürdürülebilirlik konusunda 15 yıldır yazıyorum. İklim krizinin bir çevre konusu değil, bilanço konusu olduğunu iş dünyası anladı. Kaynaklar tükendi, enerji maliyetleri arttı, tüketicinin beklentileri arttı. Toplumu yok sayarak büyümenin olmayacağı anlaşıldı. Bu da iş dünyasında dönüşüme yol açtı. Aşırı sıcaklar sağlık sorunu değil sadece, verimlilik, istihdam kaybı anlamına geliyor. Yaşanan dönüşüm ekonomiyle iç içe. Bizim burada yapmamız gereken iklim sorununu teknik taraftan çıkarıp günlük hayatımıza nasıl yansıdığını ortaya koymamız. Bir ton karbonun ne anlamına geldiğini anlatmak, yarım derece ısınmanın ne anlama geldiğini anlatmak. Markete nasıl yansıdığını anlatabilmeliyiz. Felaket haberciliği yapmamalıyız. Şirketlerin söylediğini birebir yazmamalıyız. Reklam ya da halkla ilişkiler yapmamalıyız. Ölçülebilir verilere bakmalıyız. Şirketler sözünü tutuyor mu ona bakmalıyız. Doğru ve şeffaf kaynaklara ulaşmalıyız.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (7)

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN NEDENLERİ VE SONUÇLARI ELE ALINDI

Günün ikinci oturumunda “İklim Değişikliğinin Nedenleri ve Sonuçları” tartışıldı. Medyascope Haber Müdürü ve TGC Yönetim Kurulu Üyesi Göksel Göksu’nun moderatörlüğünü yaptığı oturumda Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş ile İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Önol konuştu.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (6)

GÖKSEL GÖKSU: ÇOK BOYUTLU BİR KRİZLE KARŞI KARŞIYAYIZ

Moderatör Göksel Göksu “İklim değişikliği denildiğinde akla öncelikle aşırı sıcaklar, öngörülemeyen yağışlar, sel baskınları gelse de, gerçekte çok boyutlu bir krizle karşı karşıyayız” diye başladığı konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

“Giderek ısınan yerküre alarm veriyor, iklim sisteminde geri dönülmesi çok zor bir eşiğe doğru yaklaşıyoruz. Çünkü iklim krizi yalnızca bir çevre meselesi değil. Aynı zamanda ekonomi, sağlık, gıda, göç ve adalet meselesi. Bu konferansta risklerin boyutunu, ülkemizi bekleyen riskleri, su kaynaklarımızı, tarımımızı, kentlerimizi, ekonomimizi ve sağlığımızı nelerin beklediğini konuşuyoruz.”

MURAT TÜRKEŞ: İNSANLARIN ETKİNLİKLERİ KÜRESEL ISINMANIN TEMEL NEDENİ

BÜ İklim Değişikliği ve Politikaların Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş ise konuşmasında gazetecilerin haber yaparken öncelikle sorması gereken soruların neler olduğunu anlattı.

Türkeş, “Gazeteciler iklim haberini doğrulamak için şu beş soruyu sormalı. 1. İddianın kaynağı ve tarihi nedir? 2. Veri hangi yer, dönem ve referansla karşılaştırılıyor? 3. Olay, eğilim ve projeksiyon birbirinden ayrılmış mı? 4. Tehlike yanında maruziyet ve etkilenebilirlik anlatılıyor mu? 5. Uzman, yöntem ve belirsizlik açık mı? Bu soruların sorulması çok önemli. Genel olarak baktığımızda insan etkinlikleri küresel ısınmanın temel nedeni. Hala zamanımız var mı? Evet, hâlâ zamanımız var; ancak zaman penceresi sınırsız değildir. Her ek ısınma, bazı eşiklere yaklaşma olasılığını ve kayıp ve zararların büyüklüğünü artırır. Hızlı sera gazı azaltımı, doğal yutakların korunması ve artırılması, ekosistem tabanlı uyum, su yönetimi ve erken uyarı birlikte yürütülmelidir. İklim mücadelesi ve uyum birlikte düşünülür. Fosil kaynaklı salınımları kalıcı olarak düşürmek ısınmayı sınırlar. Uyum, mevcut ve beklenen etkiler karşısında can ve geçim kaynaklarını korur” dedi.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (2)

BARIŞ ÖNOL: KAYNAKLARIMIZI İYİ KULLANMALIYIZ

İstanbul Teknik Üniversitesi Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi, İklim Bilimi ve Meteoroloji Mühendisliği Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barış Önol ise iklim krizinin giderek artacağını vurguladı. Önol, sorunun karar vericiler tarafından yeterince farkında olunmadığına dikkat çekerek, şunları söyledi:

“İklim değişikliğinin aşırı yağışlar, sıcak hava dalgaları gibi insanı çok ciddi etkileyen olaylar yaratacağını, gelecekte giderek bu olayların şiddetleneceğini bilmemiz lazım. Ekstrem hava olayları giderek şiddetlenecek. Şehirlerin alt yapısı maalesef yetersiz. Ancak karar vericilerin iklimle ilgili sorunları yeterince farkında olduklarını ben sanmıyorum. Bu konuda araştırma yapan bilim insanlarına sağlanacak ödenek konusunda zaten büyük problemler var. Araştırmalara destek maalesef çok yok. Petrolle, doğalgaz ile ilgili aksiyonlar alınıyor. Bunun yerine ‘Acaba iklim politikalarında mı değişiklik yapmalıyız?’ İklim konusunda yeni kurulan birçok kuruluş var. Ama şöyle bir sorun var. Biz deprem olduktan, sel olduktan sonra genelde yönetmeye çalışıyoruz. Olmadan önce yönetimsel aksiyon almalıyız. Kaynaklarımızı iyi kullanmalı, felaket olmadan önceharcamalıyız, biz afetler olduktan sonra harcama yapıyoruz. İklimle ilgili haber yaparken hem haber kaynakları hem de gazeteciler ilgiyi artırmak için gerçekten uzaklaşmamalı. Gazeteciler bu konuları kamuoyuna aktarırken alanında uzman insanlara ulaşmalı.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (3)

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE ENERJİ SORUNU TARTIŞILDI

Milliyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü ve TGC Yönetim Kurulu Üyesi Pınar Aktaş’ın moderatörlüğündeki üçüncü oturumda “İklim Değişikliği ve Enerji” ilişkisi değerlendirildi. Oturumda SHURA Enerji Dönüşüm Merkezi’nden Hasan Aksoy ile EMBER’den Ufuk Alparslan sunum yaptı.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 19.00.06

PINAR AKTAŞ: ENERJİ MESELESİ NASIL BİR İKLİMDE YAŞAYACAĞIMIZI DA İLGİLENDİRİYOR

Moderatör Pınar Aktaş, oturumun açılışında yaptığı konuşmada “Enerji deyince çoğumuzun aklına elektrik faturası, doğalgaz, benzinin fiyatı ya da kışın evi nasıl ısıtacağımız geliyor. Oysa enerji, kullandığımız araçtan yediğimiz yemeğin üretimine kadar günlük hayatımızın her yerinde. Bu enerjiyi kömür, petrol ve doğalgaz yakarak ürettiğimizde ortaya çıkan gazlar dünyayı ısıtıyor; bunun etkilerini de daha sık yaşanan sıcak hava dalgaları, kuraklık ve aşırı hava olaylarıyla görüyoruz. Yani enerji meselesi yalnızca faturalarımızı değil, nasıl bir iklimde yaşayacağımızı da ilgilendiriyor. Peki kömür, petrol ve doğalgaz yerine güneşten ve rüzgârdan daha çok enerji üretmek mümkün mü? Bu kaynaklar ihtiyacımızı karşılayabilir mi, enerji fiyatlarını ve dışa bağımlılığı azaltabilir mi? TGC olarak düzenlediğimiz konferans, bu soruların yanıtlarının verilmesi açısından önemli” ifadelerini kullandı.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 19.05.07

HASAN AKSOY: ACİL ÖNLEM ALINMASI GEREKİYOR

Shura Enerji Dönüşüm Merkezi’nden Hasan Aksoy konuşmasında enerji sisteminin dönüşümüne dikkat çekti.

Aksoy, “Paris İklim Anlaşması, enerji dönüşümünü küresel emisyon azaltımlarını merkezine yerleştirmektedir. Endüstri öncesi seviyeler dikkate alınarak ortalama küresel sıcaklık artışını 2 C'nin altında (ideal olarak 1,5 C ile) sınırlamak hedefleniyor. Yüzyılın ortasına kadar net sıfır karbon emisyonuna ulaşmak, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinden kaçınmak için kritik önem taşıyor. Mevcut taahhütler ve Paris Anlaşması küresel ısınmanın 2100 yılına kadar 1,5 derece ile sınırlandırılması için yeterli değil. Zaten hali hazırda 1,5 derece sınırı geçilmiş durumda. Acil önlem alınması gerekiyor” diye konuştu.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 20.55.52

UFUK ALPARSLAN: FOSİL YAKITLAR EKONOMİYİ KIRILGAN HALE GETİRİYOR

EMBER’den Ufuk Alparslan ise konuşmasında fosil yakıtların ekonomiyi kırılgan hale getirmesinin sonuçlarını değerlendirdi.

Alparslan, “Fosil yakıt ithalatına dayalı yapı, yalnızca dışa bağımlılığı artırmakla kalmayıp uluslararası fiyat dalgalanmalarına karşı da ekonomiyi kırılgan hale getirmektedir. Son yıllarda yaşanan fosil yakıt krizleri, bu kırılganlığın hem cari açık, hem de tüketici faturaları üzerindeki ağır bedelini açıkça göstermiştir. Enerji politikası çoğu zaman enerji bağımsızlığı, enerji güvenliği, enerjinin maliyeti ve enerji dönüşümü başlıkları altında ayrı ayrı tartışılmaktadır. Oysa Türkiye gibi fosil yakıtlarda büyük ölçüde dışa bağımlı bir ülke için bu dört başlık birbirinden bağımsız değil, aynı stratejik sorunun farklı boyutlarını oluşturmaktadır. Bu çerçevede enerji dönüşümü yalnızca emisyonları azaltmanın değil, aynı zamanda enerji bağımsızlığını ve güvenliğini güçlendirmenin, maliyetleri daha öngörülebilir hale getirmenin bir aracı olarak ele alınmalıdır. Bizim elektrik talebimiz hızla artıyor. Yeni santralleri devreye almamış gerekiyor. Rüzgar ve güneş en ucuz ve temiz enerji kaynakları. Onları tercih etmeliyiz” dedi.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 20.55.52 (1)

İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ VE EKONOMİ İLİŞKİSİ

Ekonomi Gazetesi Yazarı Mete Belovacıklı’nın moderatörlüğünü üstlendiği “İklim Değişikliği ve Ekonomi” oturumuna ise Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan, Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği’nden (SEFİA) Bengisu Özenç ve Mekanda Adalet Derneği’nden Hülya Çeşmeci katıldı.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 20.55.53 (1)

ERİNÇ YELDAN: GEZEGENİMİZDE 2100’DEN SONRASINI GÖREMEYECEĞİZ

Kadir Has Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erinç Yeldan konuşmasında iklim krizine yönelik önlem alınmasıyla ilgili vakit kaybedildiğini söyledi ve şöyle devam etti:

“İnsanlığın kurtarılması için karbon kullanımı fiyatlandırılmalı. Mevcut tüketim kalıpları içinde insanlığı düşünmemiz mümkün değil. Bu adil olana doğru değişmek zorunda. Aksi halde gezegenimizde yaşamı 2100’den sonra göremeyeceğiz. Türkiye bu süreçte vakit kaybediyor. Büyük bir potansiyelimiz var. Bunu kullanmalıyız. Dünyada ısının 1.5 derece artışı, iklim bilimcilere göre 2600 gigaton sera gazının birikmesi anlamına geliyor. 2100 gigaton sera gazı sanayi devriminden bu yana atmosfere salındı. Çok fazla zamanımız yok. Dünyadaki ısı artışında çok büyük şirketlerin önemli rolü var. Yoksul kesimin bu konudaki etkisi sınırlı.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 20.55.54

BENGİSU ÖZENÇ: COP’LARIN SINIRLI DA OLSA ETKİSİ OLDU

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği’nden (SEFİA) Bengisu Özenç ise konuşmasında iklim zirvelerinin sınırlı da olsa etkisi olduğunu belirterek, “COP zirvelerinin sürece sınırlı da olsa etkisi oldu. 4 derece ısınmaya giderken 3 derecenin altında bir hedefe ulaşmaya çalışıyoruz. Fosil yakıtlardan çıkmayı konuşmalıyız. COP müzakerelerinde gündem fosil yakıtlardan çıkış olmalı. İklim krizinin içindeyiz. Türkiye’nin cari açık problemi var. Enerji krizleriyle bu problem büyüyor. En yerli kaynağımız kömür. Ama kullandığımız kömürün üçte ikisini ithal ediyoruz. Kömürün teknolojisini de biz üretmiyoruz” diye konuştu.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (1)

HÜLYA ÇEŞMECİ: COP 31 BİR FIRSAT OLARAK GÖRÜLÜYOR

Mekanda Adalet Derneği’nden Hülya Çeşmeci ise Antalya’da yapılacak COP 31 zirvesinin bir fırsat olduğunu kaydederek, “COP 31’e ev sahipliği yapacağız. Sivil toplum açısından bu bir fırsat olarak görülüyor. Kömür bölgelerini bu vesileyle konuşmalıyız. Dünyanın enerji düzeni değişti. Ülkelere çeşitli yansımaları var. Kendimize yeni bir rol seçeceğiz. Doğaya ve insan sağlığına uygun bir ekonomiye geçiş mümkün. Risklerle ilgili önlemleri zamanında alalım. Kömür sektöründen çıkışı kamu konuşmalı” dedi.

İKLİM VE SAĞLIK İLİŞKİSİ KONUŞULDU

Günün son oturumunda “İklim Değişikliği ve Sağlık” konusu masaya yatırıldı. TGC Genel Sekreteri Sibel Güneş’in moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Halk Sağlığı Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Gamze Varol, Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan Doç. Dr. Melike Yavuz, Diken İnternet Sitesi Sağlık Muhabiri Mesude Demir ile Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği Başkanı Ayşegül Atakan konuşmacı olarak yer aldı.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 19.01.50

GAMZE VAROL: İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ MEVCUT HASTALIKLARI AĞIRLAŞTIRABİLİYOR

Prof. Dr. Gamze Varol konuşmasında iklim değişikliğinin, çevresel etkilerinin ötesinde, sağlığın temel belirleyicilerini ve sağlık sistemlerinin işleyişini etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtti. “Aşırı sıcaklıklar ve diğer hava olayları, hava kirliliği, su ve gıda güvensizliği, değişen bulaşıcı hastalık epidemiyolojisi, ruh sağlığı sorunları ve mesleki maruziyetler sağlık yükünü artırabilmektedir” diyen Prof. Dr. Gamze Varol şunları söyledi:

“İklim değişikliği mevcut hastalıkları ağırlaştırabilmekte, hastalıkların coğrafi ve mevsimsel örüntülerini değiştirebilmekte ve yeni sağlık tehditlerinin ortaya çıkabileceği koşulları oluşturabilmektedir. Bu nedenle önemli bir risk çarpanı olarak değerlendirilmelidir. Sağlık etkileri toplumda eşit dağılmamakta; maruziyet, duyarlılık ve uyum kapasitesindeki farklılıklar sağlık eşitsizliklerini derinleştirmektedir. İnsan, hayvan ve ekosistem sağlığının karşılıklı bağımlılığı, tek sağlık yaklaşımını ve iklime duyarlı sürveyansı gerekli kılmaktadır. İklim-sağlık yanıtı bireysel korunmayla sınırlandırılamaz. Artan hastalık yükü sağlık hizmeti gereksinimini artırırken iklim değişikliği sağlık sistemlerinin su, enerji, insan gücü, altyapı ve hizmet sürekliliğini de zorlamaktadır. Bu nedenle iklime dirençli ve çevresel olarak sürdürülebilir sağlık sistemlerinin geliştirilmesi, sağlık çalışanlarının hazırlanması, erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi ve toplumsal belirleyicilerin iklim-sağlık politikalarında görünür kılınması temel önceliklerdir.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (3)

MELİKE YAVUZ: İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SAĞLIK SİSTEMİ ÜZERİNDE BASKI OLUŞTURUYOR

Temiz Hava Hakkı Platformu’ndan Doç. Dr. Melike Yavuz, iklim değişikliğinin insan sağlığını yalnızca aşırı sıcaklar, hava kirliliği, bulaşıcı hastalıklar ya da gıda ve su güvenliği üzerinden ayrı ayrı etkilemediğini belirterek şöyle devam etti:

“Bu riskler çevresel, sosyal ve ekonomik koşullarla etkileşime giriyor. Mevcut eşitsizlikleri ve kırılganlıkları derinleştiriyor ve sağlık sistemleri üzerinde eş zamanlı baskı oluşturuyor. Bu nedenle iklim krizinin sağlık etkilerine karşı politika yanıtlarının da bu karmaşıklığı gözetmesi gerekiyor. Alınacak önlemlerin başında iklim değişikliğinin temel nedenlerine yönelik azaltım politikaları ve fosil yakıtlardan, Türkiye açısından özellikle kömürden, çıkış gelmektedir. Ancak enerji dönüşümünün nasıl gerçekleştirildiği de sağlık açısından önemlidir. Yeni enerji yatırımlarının sağlık etkilerinin değerlendirilmesi ve dönüşümün çalışanları, yerel toplulukları ve kırılgan grupları koruyan adil bir geçiş anlayışıyla yürütülmesi gereklidir.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (6)

MESUDE DEMİR: İKLİM KRİZİ EKOLOJİK DENGEYİ ALTÜST ETTİ

Diken İnternet Sitesi Muhabiri Mesude Demir öngörülerden çok daha hızlı büyüyen bir sorun olan iklim krizinin, yaşamın tüm alanlarını etkilediğini, sağlığında bunun çok önemli bir parçası olduğunu vurgulayarak sözlerini şöyle sürdürdü:

“Sağlık da bunun önemli bir parçası. İnsan eliyle yaratılan ve giderek kıyamete dönüşen iklim krizi, ekolojik dengeyi altüst etti. Son COVID-19 pandemisi bunun sonuçlarından biriydi. Bilim insanları başka pandemileri de öngörüyor. Net biliyoruz ki buz dağlarının erimesi sadece kutup ayılarının sorunu değil. Dünyanın öbür ucundaki insan ve diğer canlıların da yaşamını derinden etkiliyor. Daha şimdiden buzların erimesiyle ortaya çıkabilecek mikroorganizmaların olası etkilerini konuşuyoruz. Ya da Amazon ormanlarının yakılması dünyanın oksijenini azaltıyor. Küresel iklim krizi, sera gazlarının artışı, yağmur ormanlarının yok edilmesi, hava kirliliği, başta sentetik kimyasalların etkisiyle çevre kirliliğinin artışı olmak üzere temel sorunların çözümü zaten tek sağlık anlayışından geçiyor. Bunun için sağlıklı beslenme, et tüketiminin kontrol altına alınması, doğal yaşam alanlarının korunması, zoonotik hastalıkların insanlara bulaşmasının önlenmesi, yeterli temiz su sağlanması, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim için tüm dünyada sektörler arası geniş bir işbirliğine gereksinim var. Dolayısıyla sağlık haberciliği için de iklim krizi ve sonuçları önemli bir haber alanı. Uzun yıllar bu mesele, sayıları az olan çevre muhabirlerine kaldı. Meselenin sağlık etkileri birer birer ortaya kondukça, sağlık muhabirleri de konuyu sahiplendi, sahipleniyor.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (4)

AYŞEGÜL ATAKAN: UZMANLAR “HAFİFE ALMA, ÖNLEM AL” ÇAĞRISINDA BULUNUYOR

Eğitim ve Sağlık Muhabirleri Derneği Başkanı Ayşegül Atakan, “Son yıllarda iklim krizi nedeniyle daha önce hiç yaşamadığımız boyutta sıcak hava dalgaları ve aşırı hava olaylarıyla karşılaşmaya alıştık. Tüm dünyada felaket senaryoları üzerinden çeşitli tedbirlerin alınarak somut adımların atıldığını görüyoruz. Ancak ülkemizde ne yazık ki yapılması gerekenlerin çok azının hayata geçirildiğini, iklim krizinin önlem alınmayan ve giderek artan bir halk sağlığı sorunu olduğunu biliyoruz” dedi ve sivil toplum kuruluşları ve hekimlerin meslek örgütlerinin, konuyu sahiplenip tehlikelerine dikkat çekmek için çaba gösterirken yetkili mercilerin “yokmuş gibi” yaklaşımının sorunu derinleştirdiğini belirtti.

Atakan, “Merkezi otoritenin tutumuna karşı uzmanlar ‘hafife alma önlem al’ çağrısında bulunuyor. Zira yok sayılan, verileri kayıt altına alınmayan sorunların, toplumda risk algısının düşmesine neden olduğu biliniyor. Başka bir deyişle var olan sorun yeterince ciddiye alınmıyor. Toplumun genelinde soruna önemsiz, geçici bir durum olarak bakıldığında da bireyler kendilerine verilen tavsiyelere uymuyor, gereken önlemleri almıyor. İklim krizine inanmayan, çeşitli spekülasyonlar üreten bir kesim de var. Yanlış, çarpıtılmış bilginin hızla yayıldığı bir dünyada yaşıyoruz. Tüm bu nedenlerle; toplumun doğru bilgilendirilmesinde ve farkındalığın önünün açılmasında gazetecilere önemli sorumluluklar düşüyor. İklim değişiklikleri küresel olarak daha büyük sorunlara gebeyken gazetecilerin de kritik bir role sahip olduklarını bilmeleri gerekiyor” ifadelerini kullandı.

ATÖLYE ÇALIŞMASINDA İKLİM HİKAYESİNIN NASIL KURULACAĞI TARTIŞILDI

Konferansın ilk günü, Deutsche Welle Türkçe Muhabiri Serkan Ocak ile Fosil Yakıtların Ötesi İletişim Müdürü Nilay Vardar’ın moderatörlüğünde düzenlenen “İklim Hikâyesi Nasıl Kurulur?” başlıklı atölye çalışmasıyla tamamlandı. TGC’nin yerel medya temsilcileri bulundukları bölgelerdeki iklim sorunlarını, nedenlerini, çözüm önerilerini, sürecin nasıl haberleştirilmesi gerektiğini tartıştılar.

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (2)

İKLİM POLİTİKALARI VE TÜRKİYE DEĞERLENDİRİLDİ

Konferansın 30 Eylül Çarşamba günkü ilk oturumunun gündemi İklim Politikaları ve Türkiye oldu.

Oturumun başkanlığını TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve TELE2 Haber Programcısı Zeynel Lüle yaptı. Oturumda Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Cerit ile T24 Yazarı Çiğdem Toker görüşlerini paylaştı.

ZEYNEL LÜLE: İKLİM KONUSUNDA YAPILAN HABERLER YETERLİ DEĞİL

TGC Yönetim Kurulu Üyesi ve Tele2 Haber Programcısı Zeynel Lüle oturumu açarken yaptığı konuşmada iklim konusunda yapılan haberlerin yeterli olmadığını söyledi ve ekledi:

“Hep siyaset konuşulduğunu görüyoruz. Bu büyük bir eksiklik. Uzun yıllar Avrupa’da gazetecilik yaptım. Oradaki medya kuruluşları için iklim en önemli konulardan biridir. İklim krizi sadece meteorolojik verilerden, grafiklerinden oluşmuyor. Gelecek projeksiyonlarından da ibaret değil. Yeşil mutabakat dediğimiz bir konu var. Küresel ticaretin kurallarının yeniden yazıldığı, yeşil dönüşüm adı altında devasa finansal kaynaklarının yön değiştirdiği bir konu aslında bu. TGC olarak düzenlediğimiz konferans, bu konuda daha iyi habercilik yapılmasına katkı sunacak diye düşünüyorum.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (3)

SEMRA CERİT: COP31 İKLİM KRİZİNE KARŞI İŞBİRLİĞİNİN GELECEĞİ AÇISINDAN ÖNEMLİ BİR TEST

Oturumdaki ilk konuşmacı olan Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Semra Cerit Antalya’da yapılacak olan COP31 Zirvesi’nin hem Türkiye hem de dünya açısından önemine dikkat çekti:

“Jeopolitik gerilimlerin yükseldiği, aşırı hava olayları bağlantılı kayıpların yükseldiği, enerji dönüşümünün uluslararası ekonomik ilişkileri yeniden şekillendirdiği bir dönemdeyiz. Antalya’da gerçekleştirilecek olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı (COP31) iklim krizine karşı çok taraflı işbirliğinin geleceği açısından önemli bir test niteliği taşımaktadır. Paris Anlaşması’nın ikinci 10 yılı başlarken toplanan COP31, hem anlaşma hükümlerinin hem de önceki COP kararlarının gereklerinin yaşama geçirilmesi çağrısıyla ‘uygulama COP’u’ olarak nitelenmektedir. COP31’de konferansın resmi gündemindeki sera gazı emisyonlarının 1.5 derece hedefiyle uyumlu biçimde hızla azaltılması, iklim değişikliğinin etkilerine karşı küresel uyum amacının kurumsallaştırılması bekleniyor. Ayrıca azaltım ve uyum önlemleri için gerekli iklim finansmanının sağlanabilmesi hakkındaki müzakerelerde ilerleme kaydedilmesi ve adil geçiş mekanizmasının kurulması beklentiler arasında. Diğer yandan da COP31 başkanlığının uygulamayı desteklemek amacıyla Eylem Gündemi kapsamında önerdiği elektrifikasyon oranının yüzde 35’e çıkarılması, binalarda enerji yoğunluğunun düşürülmesi, döngüsel malzeme kullanımının artırılması gibi hedeflere dönük yeni girişimlerin başlatılması gündemde. COP31’in sonuçları, iklim değişikliğine karşı mücadelede çok taraflılığın korunmasına yapacağı katkı kadar, önerilen elektrifikasyon hedefinin COP28’de kabul edilen fosil yakıtlardan uzaklaşma ve yenilenebilir enerjinin payını üç katına çıkarma hedefleriyle ilişkilendirilerek resmi kararlara dönüştürülebilmesiyle ölçülecektir.”

ÇİĞDEM TOKER: AÇILAN DAVALAR DİKKATE ALINMIYOR

T24 Yazarı Çiğdem Toker ise konuşmasında yeşil dönüşüm sürecinde politika çelişkilerine vurgu yaptı. “İklim değişikliğinin yol açtığı küresel krizle, makro ölçekte mücadelenin genel adı olan yeşil dönüşüm, uzunca bir süredir Türkiye’nin de gündeminde. Yeşil dönüşüm ile ekonomik ve toplumsal sistemlerin doğayla uyumlu hale getirilmesi amaçlandığı için yeni kalkınma modeli diye de tanımlanıyor” diyen Çiğdem Toker sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ülkeleri küresel ölçekte ciddi taahhütler altına sokan yeşil dönüşüm; ulaşımdan enerjiye, üretimden tüketime uzanan devasa sistemde radikal değişiklikler öngörüyor. Türkiye ekonomisinin üç yıllık hedef ve politikalarının yer aldığı Orta Vadeli Program'ın (OVP) yenisi ve programın onaylanmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararı, 6 Eylül’de Resmi Gazete'nin mükerrer sayısında yayımlandı. Yeşil dönüşüm taahhütlerine bu OVP’de de geniş yer ayrıldı. Ancak konulan ve resmi nitelik taşıyan hedeflere rağmen uygulamada çelişki yaratan ve hedeflerle uyumlu olmayan, alanlar mevcut. Yeşil dönüşümün ruhuna aykırı olarak fosil yakıta dayalı termik santrallarin faaliyetine devam etmesi bunlardan biri. Madencilik ruhsatlarındaki yoğunlaşma ve yol açtığı doğa tahribatı bir başka sorun. Ruhsat dağıtım modeli, yeşil dönüşümün öncelikli hedefi olan doğayı koruma prensibine aykırı. Su havzaları, ormanlar, tarımsal alanlar geri dönüşü imkansız zarar görüyor. ÇED olumlu kararlarında özellikle fosil yakıtlı ağır sanayi projelerinde sera gazı emisyonlarının kümülatif hesaplanmaması. ÇED kararları verilirken Ulusal Karbon Bütçesi’nin (hangi sektörün maksimum ne kadar karbon salabileceği sınırı) sisteme dahil edilmeyişi. Çöp ithalatında kontrolsüzlük ve kayıtsızlık söz konusu. Bu çelişkiler ile yeşil dönüşüm hedeflerinin nasıl uyumlaştırılacağı kritik bir sorundur. Ayrıca mahkemelerin ÇED raporlarıyla ilgili kararlarına rağmen bazı şirketler yollarına devam ediyor.“

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.35 (9)

COP SÜRECİ VE TÜRKİYE’NİN ROLÜ TARTIŞILDI

“COP Süreci ve Türkiye’nin Rolü” oturumunu ise TGC Genel Sekreter Yardımcısı Uğur Güç yaptı. Oturumda konuşmacı olarak Avrupa İklim Eylem Ağı’ndan Özlem Katısöz ve Greenpeace Türkiye’den Berkan Özyer yer aldı.

ÖZLEM KATISÖZ: ULUSAL ADİL BİR GEÇİŞ SÜRECİ OLUŞTURULMALI

Avrupa İklim Eylem Ağı’ndan Özlem Katısöz, COP31’de, COP’lar tarihinde ilk kez paylaşımlı bir başkanlık modeli uygulanacağını, Türkiye ile Avustralya arasında kurulan bu model kapsamında Türkiye zirvenin başkanlığını üstlenerek Eylem Gündemi’nden sorumlu olacağını söyledi.

Katısöz, “Avustralya ise müzakereleri yürütecek ve Pasifik ada devletleriyle birlikte Ön-COP’a ev sahipliği yapacak. Bu model, iklim diplomasisi açısından hem önemli fırsatlar hem de çeşitli riskler barındırıyor. COP31 başkanlığının Türkiye’nin ulusal politikaları açısından taşıyacağı anlam ise ülkenin iklim ve enerji politikalarındaki ilerlemeye bağlı” dedi ve ekledi:

“Türkiye’de iklim alanında çalışan sivil toplumun öncelikli talepleri; yeni kömür yatırımlarının durdurulması, kömürden adil çıkış için bir tarih ve yol haritası belirlenmesi, daha güçlü emisyon azaltım hedefleri ortaya konulması, iklime ve topluma fayda sağlayan bir elektrifikasyon politikasının benimsenmesi ve çalışanları, yerel ekonomileri ve yöre halkını kapsayan ulusal bir adil geçiş mekanizmasının oluşturulmasıdır. Tüm bunlardan daha önemlisi de politika yapım süreçlerine, yapılandırılmış ve anlamlı katılım. COP31 başkanlığını yoğun bir diplomatik mücadele sonucunda üstlenen Türkiye’nin, iklim diplomasisindeki iddiasının hakkını verebilmesi için küresel iklim gündemiyle uyumlu adımları kendi ülkesinde de atması gerekiyor. Aksi takdirde başkanlık, Türkiye açısından diplomatik güven ve itibar kaybı riski yaratabilir.”

BERKAN ÖZYER: İKLİM KRİZİNİ SOYUT BİR ÇEVRE HABERİ OLMAKTAN ÇIKARMALIYIZ

Oturumda söz alan Greenpeace Türkiye’den Berkan Özyer ise COP31 Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanırken küresel iklim diplomasisinde kritik bir eşikte durduğumuza dikkat çekti. Berkan Özyer konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

“Masada açıklanan ‘2035’e kadar yüzde 35 elektrifikasyon’ veya ‘sıfır atık’ gibi iddialı vitrin hedefleri, uluslararası alanda ciddi bir beklenti yarattı. Ancak bu parlak söylemler ile memleketteki saha gerçekleri arasında açık bir uçurum var. Bir yandan iklim liderliğinden bahsederken; diğer yandan onlarca aktif kömür santralini çalıştırmaya devam ediyor, yeni termik santral planlarını masada tutuyor ve Avrupa'dan rekor düzeyde plastik atık ithal ediyoruz. Kömürün halk sağlığına ve ekonomimize yüklediği devasa gizli faturayı ise yine vatandaş ödemek zorunda kalıyor. Bu noktada iklim haberciliğinin sorumluluğu başlıyor. İklim krizini uzak geleceğe dair soyut bir çevre haberi olmaktan çıkarmalıyız. Bu mesele doğrudan hane bütçemizle, soluduğumuz havayla ve ülkenin enerji bağımsızlığıyla ilgili bir sistem sorunudur.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 21.10.34 (8)

GAZETECİLER KAYNAKLARINI VE VERİLERİ NASIL DOĞRULAYACAK?

Konferansın son oturumunda ise “İklim Haberciliğinde Kaynak, Veri ve Doğrulama” konusu ele alındı. TGC Başkan Vekili ve NOW Haber Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk’ün moderatörlüğündeki oturumda İklim Haber İnternet Sitesi’nden Barış Doğru, Birgün Gazetesi’nden Özgür Gürbüz ve TGC Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük konuştu.

DOĞAN ŞENTÜRK: ALANINDA UZMAN HABERCİ SAYISI AZALIYOR

TGC Başkan Vekili Doğan Şentürk, oturumu açarken yaptığı konuşmada medyada genel olarak uzman haberci sayısında azalma olduğunu, bunun da haber çeşitliliğini etkilediğini söyledi. Yeni uzman iklim habercilerinin yetiştirilmesinin gelecek açısından çok önemli olduğunu belirtti. Şentürk, şöyle konuştu:

“Ahmet Hamdi Tanpınar’ın 'Memleket, kendi evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor' sözünden hareket ederek biz de memleketin siyasi, ekonomik ve toplumsal ikliminden, maalesef kelimenin kendi anlamını çok fazla konuşamıyoruz. Oysa geleceğimiz tamamen bu konuya bağlı. Atmosferimiz, akarsularımız, çevre kirliliği, sıcaklıklar. Bütün bunlar aslında insanoğlunun bundan sonraki yaşamını belirleyecek şeyler. İklim konusu da böyle. Bu konuda da uzman haberci sayısının hızla artması gerekiyor.”

BARIŞ DOĞRU: İKLİM KONUSUNDA ÇOK SAYIDA YALAN HABER VAR

İklim Haber İnternet Sitesi’nden Barış Doğru ise yaptığı konuşmada iklim haberi yaparken bağımsız kaynaklardan yararlanmanın önemli olduğuna işaret ederek şunları söyledi:

“İklim alanında haber yapma olanağı sonsuz geniş. Ancak bir başka konu ön plana çıkıyor. Değişik kaynaklardan gelen haberlerin yorumlanması önem kazanıyor. Bu alanda uzmanlaşma hala çok az. İklim haberlerine ekonomi habercisi bakabiliyor, kültür sanat habercisi bakabiliyor. Biz ihtisas yayınıyız. İklim alanında çok sayıda yalan haber görüyoruz. Haberlerimizi yaparken bağımsız sivil toplum örgütlerinin raporlarından yararlanıyoruz.”

ÖZGÜR GÜRBÜZ: İKLİM VE ÇEVRE ALANINDA UZMANLAŞMANIN ÖNÜ AÇILMALIDIR

Birgün Gazetesi yazarı Özgür Gürbüz ise iklim inkarcılığına karşı en önemli panzerin, doğru veriler ve sağlam kaynaklar olduğunu belirtti.

Gürbüz, “İklim kriziyle ilgili haber yaparken verilerin doğru olması, iklim krizinin bilimselliğini vurgulaması çok önemlidir. Haber yaparken karşımıza çıkan hatalı dijital kaynaklardan ve kimi zaman da yanıltıcı bilgi veren bireylerden okuyucularımızı, izleyicilerimizi korumamız gerekir. Kaynak ve veri doğrulamada sahip olduğumuz en önemli aracın bizler, yani gazeteciler olduğunu da unutmamalıyız. Gazetecilerin donanımlı olması, iklim kriziyle ilgili gündemi takip etmesi yanlış ve yanıltıcı bilgileri ilk önce kendilerinin elemelerini sağlayabilir. Bu nedenle de iklim ve çevre alanında uzmanlaşmanın önünü açmak, medya kurumları içerisinde de uzman gazetecilere editoryal süreçte destek vermek gerekir. Önce araştırma yapacağınız konuyu belirleyin. Meslektaşlarıma önerilerim şöyle: Veri toplamaya başlayın ve sınıflandırın. Daha sonra verilerinizin doğruluğunu kontrol etmek için onları analiz edin. Görüşmelerden veri elde ederseniz onları birincil kaynaklardan bulmaya çalışın. Anlatımı en zor olan ya da en çarpıcı verileri görselleştirmek üzere ayırın. Haberlerinizi yaparken ‘Earth Journalism Network, Oxford Climate Journalism Network, Clean Energy Wire, Climate Now’ sitelerinden yararlanabilirsiniz” dedi.

GÖKHAN KÜÇÜK: İKLİM POLİTİKALARINDA VERİNİN KENDİSİNİ AKTARIN

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Hukuk Danışmanı Gökhan Küçük ise Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne göre iklim haberciliğinin nasıl yapılması gerektiğine yönelik bir sunum yaptı.

Küçük, şunları söyledi:

“Türkiye Gazetecileri Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’ne göre bilgi kaynaklarına serbest erişim; gizlilik engelleri hukuka uygun olmalıdır. ÇED dosyası, maden ruhsatı, emisyon verisi, ticari sır denerek kendiliğinden saklanamaz. Ret gerekçesini sorgulayın. İklim göçü, kırsal yoksulluk ve mevsimlik işçi haberlerinde damgalayıcı dil kullanmayın. Yerel halka, bilim insanına, şirkete ve idareye söz verin. Politikalarda önce halkın haber alma hakkını dikkate alın. COP31 ve iklim politikalarında resmi söylemi değil, verinin kendisini aktarın. Sesini duyuramayanların sesi olun. Krizden en çok etkilenen, en az sorumlu olanlar: çiftçi, balıkçı, köylü ve gelecek kuşaklardır. Onların sesine öncelik verin. İklim haberlerinde de hukuksal olarak gerçeklik, kamu yararı, güncellik, öz ile biçim arasında bir denge olmak zorundadır. Gazetecilerin karşısındaki bir başka risk de SLAPP olarak anılan (Strategic Lawsuit Against Public Participation), yani Kamusal Katılıma Karşı Stratejik Davalar’dır. Güçlü kişi, şirket veya kurumların, eleştirileri, hak savunuculuğunu ve kamu yararına haberciliği bastırmak amacıyla açtığı yıldırma amaçlı hukuki süreçlerdir. Yıldırıcı davaların amacı kazanmak değil, eleştireni susturmaktır.”

Whatsapp Image 2026 10 01 At 20.55.54

“HABERİNİZİ DÖRT ÖLÇÜTLE SAVUNUN”

“Dava sürecinin kendisi cezadır” diyen Küçük, şöyle devam etti:

“Bu haberlere karşı tüm belgeleri ve yazışmaları tarihli arşivleyin. Karşı tarafa yazılı soru sorun, cevabı saklayın. Dava açılınca hemen avukata ve meslek örgütlerine Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’ne, bulunduğunuz ildeki barolara haber verin. Haberinizi dört ölçütle savunun; Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 329. maddesine dayanarak davanın kötü niyetle açıldığını ileri sürün. Caydırıcı etkiyi ve orantısızlığı savunmada açıkça tartışın. Uzun vadede davayı kamuoyuyla paylaşın. SLAPP izleme platformlarına bildirin. Yayına devam edin çünkü sizi susturmak davanın amacıdır. Son olarak gazeteciler yayından önce kendisine şu beş soruyu sormalıdır. 1. Bu cümle bir olgu mu, yoksa bir yorum mu? 2. Olguysa, belgesi yayımlama anında dosyamda mı? 3. Ham veriye ulaştım mı, hata payı nedir? 4. Hakkında iddiada bulunduğum tarafa sordum mu? 5. Başlığım nasıl, metnimin taşıyabileceğinden fazlasını mı söylüyor?’ Beş sorudan da evet yanıtı alan haber yayına hazırdır.”

Kaynak: HABER MERKEZİ