MİLLİ TEKNOLOJİ HAMLESİ TAŞRADA BAŞLAR!
Türkiye’nin teknoloji yürüyüşü yalnızca büyükşehirlerin plazalarında başlamaz. Başlamamalı da. Çünkü gerçek dönüşüm çoğu zaman merkezin dışında filizlenir. Anadolu’nun bir sınıfında, bir atölyesinde, bir çocuğun ilk kez lehim makinesini eline aldığı anda başlar.
Muş’ta bir gün atölyede çalışırken bir öğrencim bana şunu sormuştu:
“Hocam, biz gerçekten yapabilir miyiz?”
Bu soru aslında teknik bir soru değildi. Bu bir özgüven sorusuydu. O an şunu fark ettim: Türkiye’nin ihtiyacı sadece laboratuvar değil, inançtır.
Bugün gençlerimize umut veren en güçlü yapılardan biri TEKNOFEST yarışmalarıdır. Bu organizasyon yalnızca bir festival değil, gençlere “sen de yapabilirsin” diyen bir psikolojik eşiktir. Aynı şekilde DENEYAP Teknoloji Atölyeleri, çocuklara erken yaşta üretmenin heyecanını yaşatan bir dönüşüm alanıdır. Bu iki yapı bize şunu gösteriyor. Potansiyel merkezde değil, her yerdedir.
Mesele şu, Biz gerçekten Anadolu’ya güveniyor muyuz?
Türkiye uzun yıllar kalkınmayı merkezden çevreye doğru yayılan bir modelle düşündü. Oysa artık çağ değişti. Dijital dünyada coğrafya, fiber altyapı kadar sınırlayıcıdır. Muş’ta geliştirilen bir proje İstanbul’daki bir yatırımcıya, hatta dünyanın başka bir köşesine ulaşabilir. Yeter ki üretelim.
Teknoloji üretimi yalnızca yazılım değildir. Enerji sistemlerinden tarım makinelerine, eğitim teknolojilerinden sağlık teknolojilerine, savunma sanayinden biyoteknolojiye kadar geniş bir alan söz konusu. Hayvancılığın yoğun olduğu bir şehirde yenilenebilir enerji destekli yem sistemleri geliştirmek, yerel bir ihtiyaca verilen yerli bir cevaptır. İşte milli hamle budur. İthal aklı taklit etmek değil, sahaya göre tasarlamaktır.
Anadolu’daki gençlerin en büyük sorunu yetenek eksikliği değildir. Görünürlük eksikliğidir. Oysa Türkiye Teknoloji Takımı Vakfı gibi yapılar bu görünmezliği kırıyor. Yarışmaya katılan, proje yazan, prototip geliştiren her öğrenci bir bariyeri aşıyor. Bu sadece teknik bir ilerleme değil, zihinsel bir eşik atlamadır.
Şunu açık söyleyelim: Milli teknoloji hamlesi bir bütçe meselesinden önce bir zihniyet meselesidir. Üniversiteler bulundukları şehirle temas etmiyorsa, üretilen bilgi raflarda kalır. Yerel sanayi ile kurulmayan her köprü aslında kaçırılmış bir fırsattır. Anadolu’daki üniversiteler, eğer doğru yönlendirilirse, bölgesel kalkınmanın lokomotifi olabilir. Olmalıdır.
Muş’ta bir öğrencinin ilk robotunu çalıştırdığı anı gördüğünüzde şunu hissediyorsunuz: Bu enerji doğru yönlendirilirse çok büyük bir dönüşüme dönüşebilir. Ama sürdürülebilirlik şart. Bir günlük heyecan değil, sürekli üretim kültürü gerekiyor. Okullarda proje yazma bilinci, yerel yöneticilerin sahiplenmesi ve ailelerin desteği bu kültürün temel taşlarıdır.
Bugün küresel rekabet artık askeri ya da ekonomik değil, teknolojiktir. Veri üretmeyen, patent geliştirmeyen, tasarım yapmayan toplumlar sadece tüketici olur. Türkiye tüketen değil, üreten bir ülke olmak zorundadır. Bunun yolu ise üretimi tabana yaymaktan geçer.
Ve taban Anadolu’dur.
Belki de asıl soruyu burada sormalıyız: Geleceğin mühendisleri neden sadece belli şehirlerden çıksın? Muş’tan, Hakkâri’den, Yozgat’tan neden çıkmasın?
Sonuç olarak milli teknoloji hamlesi bir slogandan ibaret değildir. Bu hamle, küçük bir atölyede başlar. Bir lise öğrencisinin yazdığı ilk kod satırında. Bir üniversite laboratuvarında geliştirilen mütevazı bir prototipte. Türkiye’nin gerçek potansiyeli büyükşehirlerin gökdelenlerinde değil; Anadolu’nun sessiz ama kararlı üretim azmindedir.
Ve inanın, o azim sandığımızdan çok daha güçlüdür ve Tam Bağımsız Türkiye için adım adım inşa edilmektedir.