KUR’AN TİLAVETİ Mİ, KUR’AN GÖSTERİSİ Mİ?

Abone Ol

KUR’AN TİLAVETİ Mİ, KUR’AN GÖSTERİSİ Mİ?

Kur’an, Müslümanların hayatını yönlendiren ilahi bir rehberdir. Onu güzel okumak elbette önemlidir. Nitekim Kur’an’ın kendisi de “tertîl üzere okunmasını” öğütler; yani anlamını hissederek, saygı ve vakar içinde okunmasını ister. Ancak son yıllarda özellikle televizyon programlarında ortaya çıkan bazı uygulamalar, bu kutsal metnin okunmasını ibadet olmaktan çıkarıp bir performans ve gösteri alanına dönüştürme riskini taşımaktadır. Bu durum üzerinde ciddi şekilde düşünmek gerekir.

Televizyon ekranlarında düzenlenen bazı Kur’an okuma yarışmalarında tilavet, giderek bir estetik performans rekabetine indirgenmektedir. Jüriler, puanlar, alkışlar ve dramatik sahne kurguları eşliğinde sunulan bu programlar, izleyiciye çoğu zaman Kur’an’ın mesajını değil, okuyucunun sesinin tonunu ve makam becerisini öne çıkarır. Oysa Kur’an’ın indiriliş amacı güzel ses yarışmaları üretmek değil, insanı dönüştürmek ve hayatı ıslah etmektir.

Elbette güzel tilavet İslam geleneğinde her zaman değer görmüştür. Peygamber Efendimiz’in de Kur’an’ın güzel sesle okunmasını teşvik ettiği bilinmektedir. Fakat bu teşvik, gösterişe ve şova kapı aralayacak bir yarışma kültürü anlamına gelmez. Tilavetin amacı kalpleri yumuşatmak, insanı tefekküre sevk etmek ve ilahi mesajı daha etkili hissettirmektir. Eğer okuma biçimi, mesajın önüne geçiyor ve Kur’an yalnızca bir sahne performansına dönüşüyorsa burada ciddi bir anlam kayması vardır.

Bugün Müslümanların gerçekten yarışması gereken alan bambaşkadır. Kur’an’ın sesini güzelleştirmekten önce, hayatı Kur’an’ın ilkeleriyle güzelleştirme konusunda yarışmak gerekir. Adalet, merhamet, dürüstlük, kul hakkı, yardımlaşma ve sorumluluk gibi değerler Kur’an’ın temel mesajlarıdır. Eğer toplumda bu değerler zayıflıyor, buna rağmen Kur’an tilaveti yalnızca bir sahne estetiğine indirgeniyorsa, ortada ciddi bir çelişki olduğu açıktır.

Kur’an’ı güzel okumak elbette kıymetlidir; ancak güzel yaşamanın önüne geçmemelidir. Tilavet, anlamanın ve yaşamanın hizmetinde olduğu sürece anlamlıdır. Aksi halde kutsal bir metnin, reyting kaygısı taşıyan programların dekoruna dönüşmesi kaçınılmaz hale gelir. Bu da Kur’an’ın ruhuna uygun değildir.

Belki de bugün yeniden şu soruyu sormak gerekiyor:

Biz Kur’an’ı güzel okumak için mi çabalıyoruz, yoksa Kur’an’ın bize öğrettiği gibi güzel bir hayat yaşamak için mi?

Eğer bu soruya samimi bir cevap verebilirsek, Kur’an’ı bir sahne performansı değil, bir hayat rehberi olarak yeniden konumlandırma imkânını da bulmuş oluruz. Çünkü Kur’an’ın gerçek güzelliği, yalnızca seslerde değil, hayatlarda görünür hale geldiğinde anlam kazanır.