HABER49- Bir zamanlar bir hükümdar, beyaz bir ata sahipmiş. Bu at, onun gözünde sadece bir hayvan değil, adeta ruhunun bir parçasıymış. Bir gün, maiyetinin huzurunda:

– Bu beyaz atım benim canım kadar kıymetlidir. Onun ölüm haberi bana felaket gibi gelir. O haberi getirenin kellesini alabilirim. Herkes dikkatli olsun, diye buyurmuş.

Zaman geçmiş ve her canlı gibi beyaz at da eceline kavuşmuş. Hükümdarın adamları, bu acı haberi ona nasıl söyleyeceklerini bilememişler. Korku içinde oradan oraya koşturmuşlar ama kimse bu haberi vermeye cesaret edememiş.

Muşspor’da Tokat Belediye maçı mesaisi başladı Muşspor’da Tokat Belediye maçı mesaisi başladı

Sonunda, sarayın seyis başı dayanamamış. Kendi kendine, “Korkunun ecele faydası yok. Kimse söylemeyecekse ben söylerim. Nasıl olsa sonumuz aynı, bari görevimi yerine getireyim,” demiş ve hükümdarın huzuruna çıkmış.

Hükümdar, seyis başını görünce:

– Ne var seyis başı? Beyaz atım nasıl? diye sormuş.

Seyis başı derin bir nefes almış ve sakin bir şekilde anlatmaya başlamış:

– Hükümdarım, sizin beyaz at var ya… Bugün pek garip hallerdeydi. Yatmış, ayaklarını yukarı uzatmış, gözleri kapanmıştı. Karnı da şişmiş, nefes aldığını da göremedim.

Hükümdar bir an durmuş, sonra kaşlarını çatmış:

– Seyis başı, desene bizim beyaz at ölmüş!

Seyis başı başını eğmiş, saygılı bir şekilde:

– Aman hükümdarım, o sözleri ben söylemedim. Siz söylediniz, hükümdarım, siz söylediniz…

Hükümdar bir an durup düşünmüş, sonra içten bir kahkaha atmış.

– Akıllıca bir yol bulmuşsun seyis başı. Gidip görevine devam et, sana ihtiyacım var.

Sonuç: Nasıl söylediğimiz, söylediklerimiz kadar önemlidir.