Küçük bir şehirde yaşamanın en büyük avantajı nedir diye sorarsanız, cevabı hazırdır: Herkes herkesi tanır.
Dezavantajı nedir derseniz, onu da herkes bilir ama kimse konuşmaz.
Bizim şehirde hayat ağır çekimde akar. Sabah olur, kahvehaneler dolar. Öğlen olur, Akşam olur, hala doludur. İstasyon caddesinde nedendir bilinmez bir aşağı bir yukarı akıp gider insanlar! Hatta bazen onlarca kez turlanır.
Çalışmak mı? O biraz sonra. Yarın belki. Haftaya kesin. Çalışmayı fazla sevmeyen bir topluluk değiliz elbette. Sadece çalışmayı aceleye getirmiyoruz. Zaman bol nasılsa.
Kafeler doludur mesela. Ama sohbetler boş. Aynı cümleler, aynı şikayetler, aynı masalar. “Bu şehirden bir şey olmaz” cümlesi en çok kullanılan ifadedir. İlginçtir, bu cümleyi kuranlar da o “bir şey olmayan” şehirde yıllardır aynı sandalyede oturur.
Şehrin durumu sıkıntılıdır. Yatırım azdır. İş imkanı sınırlıdır. Sosyal hayat zayıftır. Spordan sanata, kültürel etkinliklerden festivallere kadar liste uzar gider. Ama tepkimiz kısadır. Hatta yoktur. Tepki vermemek, burada bir refleks haline gelmiştir. Bir sorun olur, omuz silkilir. “Ne yapalım, konuşup başımızı belaya sokalım?” denir. Kader devreye girer. Konu kapanır.
İstemeyi de pek bilmiyoruz. Talep etmeyi ayıp sayıyoruz. Korkuyoruzda az!
Yetkilileri teşvik etmeyi gereksiz görüyoruz. Nasıl olsa yapmazlar diyede içten içe hallenip kendimizi ikna ediyoruz.
Kurumlara baskı kurmak yerine, evde söylenmeyi tercih ediyoruz. Çünkü evde söylenmek güvenlidir. Kimse duymaz, kimse kızmaz, hiçbir şey değişmez.
Sosyal aktiviteler yetersizdir ama kimse yokluğunu fark etmez. İyi Bir tiyatro grubu gelmez, “Zaten gelmezdi” denir. Güzel Bir konser olmaz, “Bizim buralara niye gelsinler deli mi onlar” denir. Sergi açılmaz, “Kim gezecek” denir. Spor kulüpleri zor durumdadır, “Boş işlerle uğraşmasınlar” denir. Sonra da “Şehrin yerlileri, gençleri niye gidiyor?” diye sorulur. Cevap masanın üzerindedir ama kimse bakmaz.
Şehir rutine bağlamıştır. Pazartesi bellidir, salı sürprizsizdir, cuma hayalsizdir. Cuma namazlarındaki o eski heyecanda yoktur ama korkudan bu konuyu dillendirmezler, heves eksiktir. Bir şey değişecek gibi olur, hemen sakinleştirilir. Aman düzen bozulmasın. Aman alışkanlıklar zarar görmesin. Çünkü sıradanlık konforludur. Sorgulamaz, yormaz, risk aldırmaz.
En ilginci de şudur: Herkes durumun farkındadır. Herkes memnuniyetsizdir. Ama herkes razıdır. Kabullenme hali, bu şehrin görünmez bürokratları gibidir.
Sonra bir gün dışarıdan biri gelir. “Bu şehirde neden bir şey yok?” diye sorar. Biz de gururla cevap veririz: “Hoş nolmuş!”
Evet, hoş nolmuş. Hiçbir şey olmamış. Çünkü olmasını istemek zahmetli bir iştir. Biz zahmetsiz hayatları severiz.
Kahvemiz,çayımız sıcak, minderimiz rahat. Değişim mi? Onu sonra konuşuruz. Yarın. Belki.