FATİH CENGİZ İLE RÜYA GİBİ BİR HİKAYE YAZILIYOR

Abone Ol

FATİH CENGİZ İLE RÜYA GİBİ BİR HİKAYE YAZILIYOR

Futbol bazen bir topun peşinden koşmak değildir, bazen bir şehrin kaderine dokunmaktır. Muşspor’un son yıllarda yazdığı hikâye de tam olarak böyle bir anlam taşıyor. Ve bu hikâyenin başrolünde, attığı adımlarla şimdiden kulüp tarihine adını altın harflerle yazdırmaya aday bir isim var. Kulüp Başkanı Fatih Cengiz.


Fatih Cengiz, devraldığı Muşspor’u adeta küllerinden yeniden doğurdu. 3. Lig’den aldığı takımı önce 2. Lig’e, ardından da 1. Lig kapısına kadar taşıdı. Bu, sadece bir başarı değil; adeta bir rüyanın gerçeğe dönüşmüş hali. Üstelik bu yolculuğun başında kendisine inanmayan, başarısız olacağını düşünen hatırı sayılır bir kesim de vardı. Ama o, konuşmak yerine sahada ve masada cevap vermeyi tercih etti.


Başarının en önemli detaylarından biri ise teknik kadroya duyulan güvendi. Teknik Direktör Fatih Çardak ve ekibine, alınan sonuçlardan bağımsız olarak gösterilen sabır, sağlanan istikrar ve verilen uzun vadeli destek… İşte bu duruş, aslında bu başarının tesadüf olmadığını baştan ilan ediyordu. Çünkü futbol, günü kurtarma değil, geleceği inşa etme oyunudur.


Fatih Çardak ve ekibi de bu güvenin karşılığını fazlasıyla verdi. Futbola olan tutkusu, taktiksel zekâsı, her maça ayrı bir planla hazırlanması, oyunu okuma becerisi ve futbolcu tercihleriyle fark yarattı. Kadro adaleti konusundaki hassasiyeti, özellikle kritik maçlarda yaptığı tercihlerin altını dolduruyor. Saha kenarındaki enerjisi ve taraftarla kurduğu bağ ise bu hikâyeyi daha da anlamlı hale getiriyor.


Yönetim tarafında da önemli isimler dikkat çekiyor. Asbaşkan Murat Bozyel, genç yaşına rağmen ortaya koyduğu vizyon ve liderlik ile kulübün geleceğinde söz sahibi olacağının sinyallerini veriyor. Futbolcularla kurduğu samimi bağ, camia içindeki saygınlığı ve kulübün geldiği noktadaki katkısı göz ardı edilemez.


Muşspor kulübü Sportif Direktörü Selami Yatçi, işte bu başarıların gerçek anlamda mimarlarından birisi daha. Muş'a ve Muşspor' a adanmış bir hayat. Bir dönem birlikte futbol oynama şansına da ulaştığım, aynı zamanda birlikte şampiyonluk sevincide yaşadığım bir büyüğüm. Futbol camiası tarafından çok sevilen, futbolcuların çok değer verdiği, saygı duyduğu, eğitimi, kültürü, karakteri ve duruşu ile gerçek bir değer. Bir kulüpte Sportif direktör olmak oldukça zor bir görev tanımıdır. Futbolcular ile yönetim arasındaki bağı güçlü tutmak, basın ve taraftarlar ile aynı dili konuşmak, köprü görevi görmek meşakkatli bir süreçtir. Bu sorumluluğu yerine getirmekte anca Selami Yatçi gibi futbolu bilen, futbolu seven, futbola değer katan spor adamlarının duruşu ve karakteri ile mümkün olur.


Tüm bu yapı bize şunu net şekilde gösteriyor: Bu başarı bir tesadüf değil. Doğru başkan, doğru teknik adam, doğru yönetim ve doğru tercihler bir araya geldiğinde ortaya çıkan tablo tam olarak budur.


Şimdi önümüzde tarihi bir eşik var. Cumartesi akşamı Diyarbakır’da oynanacak final maçı, sadece bir karşılaşma değil; bir şehrin kader anı. Muş, tek yürek olmuş durumda. Kısa zamanda Muş tarihinin en sevilen ve halk tarafından en çok değer verilen ismi olma yolunda ilerleyen Sayın Valimiz Avni Çakır’ın öncülüğünde verilen destek, mülki amirlerin katkısı ve Futbolun beşiği olarak görülen Trabzon şehrimizin kıymetli ve başarılı ismi, Muş Alparslan Üniversitesi Rektörü Profesör Dr. Mustafa Alican’ın futbola ve şehrimize duyduğu sevgiyle ortaya koyduğu sahiplenme, bu birlikteliğin en güçlü göstergelerinden biri olmuş durumda aynı zamanda.


Ancak bu hikâyede eksik kalan bir parça da yok değil: Taraftar.
Evet, Muşspor taraftarı takımını seviyor, sahipleniyor. Ama modern futbolun gerçeği şu: Tribünler artık sadece izleyen değil, oyuna etki eden bir güç. Tezahüratın gücü, atmosferin baskısı, oyuncuya verilen enerji… Bunlar sahadaki mücadeleyi doğrudan etkileyen unsurlar. Zaman zaman bu noktada eksik kalındığı bir gerçek. Daha coşkulu, daha organize olmamız gereken noktalarda klasikleşmiş bir iki basit tezahurat, sürekli hakemler aleyhine ortaya konan gereksiz tepkiler, birbirinden kopuk bağırışlar ve ıslıklar.. İhtiyacımız olan şey aslında iç saha avantajını en iyi şekilde kullanabileceğimiz güçlü ve birlikte hareket ettirecek tribün liderleri; tüm bu hikâyeyi zirveye taşıyacak son dokunuş bu olabilir.


Çünkü sahada 11 kişi mücadele eder, ama o 11 kişinin arkasında binlerin ortak sesi varsa, o takım yenilmez bir ruha bürünür. Tribün kültürü çok önemli bir detay hedeflenen galibiyetlerde.


Ve elbette ki stada maç izlemeye gelen insanlara çalınacak müziklerle veya marşlarla verilecek coşku. Malesef bu konu da çok kötü seçimler yapılıyor, coşku yerine taraftarlara tabiri caizse zulmediliyor! Bu konuyu daha sonra geniş bir şekilde değerlendirmeye çalışacağım köşemde.

Son söz olarak…
Fatih Cengiz’e, Fatih Çardak ve ekibine, yöneticilere, futbolculara ve emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekiyor. Muşspor’a sadece başarı değil, bir kimlik kazandırdılar.
Şimdi sıra, bu hikâyeyi tamamlamakta.


Ve o hikâyenin son cümlesi belki de 9 Mayıs Cumertesi günü Diyarbakır’da yazılacak.

Her şey gönlümüzce olur inşallah.