DRAKULAYA RAHMET OKUTAN MÜLK SAHİPLERİ!
Muş'ta son yılların en büyük sorunlarından biri nedir diye sorsanız, birçok insan hiç düşünmeden aynı cevabı verecektir:
Ev ve iş yeri kiraları...
Üstelik bu sorunu konuşurken İstanbul'u, Ankara'yı ya da İzmir'i konuşmuyoruz. Sosyal yaşamın, iş imkanlarının ve ekonomik hareketliliğin büyük şehirlere göre daha sınırlı olduğu bir şehirden bahsediyoruz.
Peki buna rağmen ne görüyoruz?
15 bin liradan başlayan, yer yer 30-40 bin liraları bulan ev kiraları...
Yüksek kira yükü altında ezilen aileler...
Kazandığını ev sahibine yetiştirmeye çalışan memurlar, işçiler ve emekliler...
Asgari ücretle geçinmeye çalışan vatandaşlar...
Açlık sınırının altında yaşam mücadelesi veren binlerce insan...
Muş 'ta yaşıyoruz ama Eskişehir de, Aydın da, Ankara da yaşamanın karşılığını ödüyormuşçasına!
Bir tarafta hayat pahalılığıyla mücadele eden insanlar, diğer tarafta ise her kira dönemini yeni bir fırsata dönüştürmeye çalışan mülkün Allah'a ait olduğunu unutan mülk sahipleri...
İnsan ister istemez soruyor:
Bu fiyatlar neye göre belirleniyor?
Muş'un nüfusu belli...
Ekonomik hacmi belli...
Gelir düzeyi belli...
Şehirdeki alım gücü belli...
O halde bu astronomik kira rakamları nereden çıkıyor?
Özellikle iş yeri kiraları artık birçok esnaf için taşınamaz bir yüke dönüşmüş durumda. İstasyon Caddesi'nde, şehrin farklı noktalarında açılan birçok işletmenin kısa süre sonra kepenk indirmesi tesadüf müdür?
Bir dükkân açılıyor...
Birkaç ay sonra kapanıyor...
Yerine yenisi geliyor...
O da bir süre sonra gidiyor...
Çünkü kazanç dükkânda kalmıyor.
Kazancın önemli bir bölümü kira olarak mülk sahibinin cebine gidiyor.
Esnaf kredi çekiyor...
Borçlanıyor...
Çek yazıyor...
Bankalarla uğraşıyor...
Vergi ödüyor...
Personel çalıştırıyor...
Elektrik, su, doğalgaz faturalarıyla mücadele ediyor...
Ama ay sonu geldiğinde en büyük payı yine kira götürüyor.
Sonra iflaslar başlıyor.
Borçlar büyüyor.
Çekler ödenemiyor.
Hayaller yarım kalıyor.
Bu tablo sadece ekonomik bir mesele değildir. Aynı zamanda vicdani bir meseledir.
Elbette herkes malının karşılığını almak ister. Buna kimsenin itirazı yoktur. Ancak kazanç ile fırsatçılık arasındaki çizgi kaybolduğunda ortaya toplumsal bir sorun çıkar.
Bugün karı koca çalışan birçok aile bile kira yükü altında nefes almakta zorlanıyorsa, burada dönüp düşünmek gerekir.
Bir ailenin maaşına göz dikmek yatırımcılık mıdır?
Bir esnafın bütün emeğini kiraya dönüştürmek ticaret midir?
Yoksa bunun adı başka bir şey midir?
Bu yazının başlığını boşuna "Drakulaya Rahmet Okutan Mülk Sahipleri!" olarak seçmedim.
Çünkü insanların yıllarca emek vererek kazandıkları maaşların önemli bölümünü kan emer gibi yutan, esnafın alın terini sivri dişlerini bileyip kira bedelleriyle tüketen anlayış; toplumda giderek daha fazla tepki çekmektedir.
Bu durum ne İslam'ın adalet anlayışıyla bağdaşır ne de insanlığın vicdanıyla.
Komşusu açken tok yatmayı doğru bulmayan bir inancın mensupları olarak, insanların çaresizliğinden sınırsız kazanç üretmeye çalışmayı yeniden düşünmek zorundayız. Sahi tüm bunlardan Allah'ın hesaba çekmeyeceğini falan mı düşünüyorsunuz?
Muş, yardımlaşmanın ve dayanışmanın güçlü olduğu bir şehir olarak bilinmiştir. Bugün ihtiyacımız olan şey de tam olarak budur:
Nefsinizin kölesi olmaktan çıkın.
Biraz vicdan...
Biraz merhamet...
Biraz ölçü...
Çünkü bu gidişat sürdürülebilir değildir.
Kiralar yükseldikçe insanlar fakirleşiyor.
İnsanlar fakirleştikçe esnaf zorlanıyor.
Esnaf zorlandıkça ticaret küçülüyor.
Ticaret küçüldükçe şehir kaybediyor.
Sonunda herkes kaybediyor.
Bu yüzden artık yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
Bu kira çılgınlığına dur diyecek kimse yok mu?
Çünkü böyle gitmez.
Gitmemeli de...