BEĞENMİYORSAN İŞİNİ, ÇALIŞMA O HÂLDE!

Abone Ol

BEĞENMİYORSAN İŞİNİ, ÇALIŞMA O HÂLDE!

Her sabah aynı yüzler...
Asık suratlar...
Bitmeyen bir öfke...
Sanki yaptığı işten değil de, karşısındaki insandan nefret ediyormuş gibi davranan çalışanlar...
Ne yazık ki bu tabloyla artık hayatın her alanında karşılaşıyoruz.
Hastanede...
Bir kamu kurumunda...
Özel sektörde...
Esnaf dükkânında...
Toplu taşıma aracında...
İnsanlar hizmet almaya gidiyor ama çoğu zaman karşılarında hizmet etmek isteyen birini değil, mutsuzluğunu çevresine bulaştıran birini buluyor.
Yaptığı işi beğenmeyen...
Aldığı maaşı yetersiz gören...
İşini angarya sayan...
Kendini geliştirmeyen...
Liyakati olmadığı hâlde çeşitli yollarla o yerlerde oturan...
Sonra da bütün hırsını, öfkesini ve tahammülsüzlüğünü kendisinden hizmet bekleyen insanlardan çıkaran kişiler...
Kimse kusura bakmasın...
Bunun adı çalışmak değildir.
Bu, sadece mesai doldurmaktır.
İşini sevmek zorunda olmayabilirsin.
Herkes hayal ettiği mesleği yapamıyor olabilir.
Ama hiç kimsenin, yaptığı işten duyduğu memnuniyetsizliğin faturasını vatandaşa kesme hakkı yoktur.
Bir insan senden yardım istemeye geldiğinde azar işitmek zorunda değildir.
Bir müşteri, parasını verdiği hizmet karşılığında surat görmek zorunda değildir.
Bir hasta, zaten derdiyle uğraşırken ilgisizlikle mücadele etmek zorunda değildir.
Bir yolcu, kaba davranışları sineye çekmek zorunda değildir.
Çünkü sen orada insanlara iyilik yapmak için değil, işini hakkıyla yapmak için bulunuyorsun.
Asıl can yakan taraf ise başka...
Bugün binlerce genç iş arıyor.
Yıllarca okuyan, kendini geliştiren, yabancı dil öğrenen, mesleğine yatırım yapan, gece gündüz emek veren insanlar bir fırsat bekliyor.
Ama öte yanda, yaptığı işin en temel gereklerini yerine getiremeyen, insan ilişkileri zayıf, iletişim kuramayan, öğrenmeye kapalı, sadece bulunduğu koltuğu işgal eden insanlar var.
Liyakatin kaybettiği her yerde, yalnızca bir kişi işe girmemiş olmuyor.
Toplum kaybediyor.
Hizmet kalitesi düşüyor.
Güven azalıyor.
İnsanlar, işini iyi yapanlarla değil; işini isteksiz yapanlarla mücadele etmek zorunda kalıyor.
Oysa iyi bir çalışan olmak öyle büyük meziyetler istemez.
Bir "günaydın" demek...
İnsan gibi dinlemek...
Sorunu çözmeye çalışmak...
Saygılı konuşmak...
Bunların hiçbiri maaş bordrosunda yazmaz.
Bunlar karakterde yazar.
Kimse dört dörtlük olmak zorunda değil.
Kimsenin her gün mutlu olması da beklenemez.
Ama herkes yaptığı işin sorumluluğunu taşımak zorundadır.
Çünkü o koltuk, egonu tatmin etmen için değil; insanlara hizmet etmen için var.
Son sözüm çok net...
İşini beğenmiyorsan...
İnsanlara tahammül edemiyorsan...
Her gün öfkeni başkalarından çıkarıyorsan...
O işi sadece sen yapmıyorsun.
Hak eden binlerce insan da yapmak istiyor.
Öyleyse, bırak o koltuğu.
İşini seven, emeğine saygı duyan, insanı hor görmeyen biri gelsin.
İnanın, değişecek olan sadece çalışan kişi olmayacak.
Değişecek olan; insanların devlete, kuruma, esnafa, sağlık çalışanına, şoföre ve birbirine duyduğu güven olacak.