ANADOLU’NUN KİLİDİ, DOĞUNUN SAKLI İNCİ KOLYESİ: MUŞ

Abone Ol

ANADOLU’NUN KİLİDİ, DOĞUNUN SAKLI İNCİ KOLYESİ: MUŞ

Çoğu insan için bir isimden ibarettir Muş. Haritada doğuya doğru çekilen bir çizgi, radyoda yankılanan içli bir türküdür. Ama biz biliyoruz ki, bu şehir bir coğrafyadan çok daha fazlası, bir "ruh hali"dir. Anadolu’nun kapısı burada açıldı, tarihin akışı burada değişti ve doğa, en cömert renklerini her bahar burada sergiledi. Peki, biz kendi hazinemizin ne kadar farkındayız?

Muş’u sevmek için önce 1071’in tozlu ama şanlı sayfalarına bakmak gerekir. Malazgirt Ovası, sadece bir savaş meydanı değil, bir milletin kader birliği yaptığı yerdir. Sultan Alparslan’ın beyaz kefeniyle ordusunun önünde durduğu o anın maneviyatı, bugün hala Malazgirt Kalesi’nin taşlarında gizlidir. Burası, Türkiye’nin tapusunun mühürlendiği topraktır. Eğer bir gün yolunuz Tarihi Murat Köprüsü’ne düşerse, sadece karşıya geçmeyin, durun ve altından akan suyun kaç medeniyete şahitlik ettiğini dinleyin.

Muş’un iklimi bir meydan okumadır. Kış gelir, şehir bembeyaz bir sükunete bürünür. Sokaklarda ve Güzeldağ Kayak Merkezi’nde yükselen neşeli sesler, karın o soğuk yüzünü bir eğlenceye dönüştürür. Ancak asıl mucize, karların erimesiyle başlar.

Nisan sonu geldiğinde, Muş Ovası adeta bir "yer yüzü cennetine" evrilir. Muş Lalesi, koruma altındaki o nadide çiçek, kısa ömrüne koca bir ihtişam sığdırır. Hollanda’nın lale bahçelerini övenler, Muş Ovası’nda gün batımında kızıla boyanan o sonsuzluğu görse, eminim kelimeleri yetmezdi. Bu lale, sadece bir bitki değil, Muş insanının zorluklara karşı dik duruşunun simgesidir.

Bir kenti sevmek, onun sofrasına oturmaktır. Muş mutfağı, sabrın lezzete dönüştüğü yerdir. Saatlerce emek verilen o meşhur Muş Köftesi, sadece bir yemek değil, bir el emeği göz nurudur. Kış hazırlığı için kurulan Çorti kazanları, komşuluğun ve paylaşmanın en somut örneğidir. Gastronomi meraklıları için Muş, keşfedilmeyi bekleyen devasa bir mutfaktır.

Bir şehri sevmek, onun eksiğine rağmen sevmek ve o eksiği tamamlamak için dertlenmektir. Muş, sadece yerli turist için bir durak değil, yabancı gezginler için de "otantik ve bozulmamış Anadolu"nun son sığınaklarından biridir. Biz bu şehre ne kadar yüksek bir sesle sahip çıkarsak, Muş’un sesi o kadar gür çıkar.

Gelin, bu kadim şehre bir kez de dışarıdan bir gözle ama bir evladın kalbiyle bakalım. Göreceksiniz ki, Muş, anlatılacak değil, yaşanacak bir destandır.

Muş Üzümü’nün o kendine has tadına bakmadan, yerel esnafla bir bardak çay içmeden şehri tanıdım demeyin.

Unutmayın, Anadolu’nun anahtarı bizde, kapısı ise kalbimizdedir.